Bir Adamın İçindeki Kadınların Savaşı

Şimdi ilk defa en derinlere ineceğiz sizlerle…

Bazı şeyleri saklı tutacağım yine. Çünkü o bazı şeyleri, sadece bazı kişiler bilmeli…

Küçük bir adamdım, hatta 19 yaşında Küçük Prens!

Küçük Prens

Bana bu hikayeyi öğreten kadına atfettim, “Çiçeğim” sıfatını. Bana evcilleştirmeyi öğreten, beklemenin hazzını tattıran ama aşk duygusu yüzünden “bizden” vazgeçen ilk kadın sıfatını almayı tercih etti.

2007 yılındaki son mesajı böyleydi.

Kucukprens-Cicek

Giderken bile bana bir şeyler öğretmişti. İnsanları kendilerinin istediği şekilde sevmemem halinde benden vazgeçebileceklerini…

Üzmüştü ama içimdeki mantıklı kişilik, yapılacak bir şey olmadığından bahsediyordu. Birini isteyerek duygusal sevemezdi insan oğlu. Neden böyle bir beklentiye girer ki kadınlar diye konuşurken etkilenmeye başlamıştım Kraliçeden!

Evet hayatımın 7.5 yılını paylaştığım Kadın…

Ömrümün üçte birini enfes anılarla doldurduğum kadın…

Ne kadar mantıklı ve akıllı konuşuyordu. Her şeyden öte ne güzel anlıyordu yahu! Açıklama yapmama gerek kalmaksızın, her şeyi düşünebiliyordu. Evet, muazzam bir iletişim zekası vardı!

İlk defa biri “O kadın” adayı olabilecek potansiyelde duruyordu. Duygularım bu sıfatı ona vermek için sabırsızlansa da mantıklı yanım yine tetikte duruyordu!

Bir kadına asilliğin nasıl yakıştığını, masmavi gözler ile yüreğime nasıl dokunabildiğini tattım onunla. Bir kadın sevecekse öyle sevmeli, bana sevmeyi en güzel hali ile öğretti!

“Cicim, Biriciğim” kelimelerimin sahibi, birinin bana “cicim” demesi halinde aldatmış hissedecek kadar içime işledi.

Cicim

Harika bir haberi ilk sevdiğin kadınla paylaşmak…

Tanıştığımız da, Çiçeğim henüz yeni gitmişti. Ve onunla oluşan boşluğu ne kadar da güzel dolduruvermişti.

“Sevmek, evlenmek değildi.” bana göre. Bu düşünceye sahip bir çok insan, boşanıp sevgilerini bile kirletiyordu. “Harika bir yüreğin var, ona iyi bak demeyeceğim. Lütfen sana hep iyi bakmamı sağlasın.” diyerek kirletmedik bir çok şeyi.

Ama insandık, kadındı!

Ve bencil olan aşk duygusu, zamanla bize dair olan bir çok konuda mantığının önüne geçti…

Aşk, anlayışı yok etti!

Niyetleri değiştirdi.

Çok az anlatınca her şeyi anlayan insan gitti, ne dersem diyeyim kendi tespitlerine güvenen insan kaldı geriye…

Aşk’ın kontrol edilemediğinde neleri yok ettiğini öğrendim o zaman da.

Yine de, ona bakışımı hala değiştirmedim.

Onu anlamayı tercih ettim. O bir kadındı ve biz erkeklerden daha fazla hassastı…

Çiçeğimin bana öğrettiği gibi, “ilişkilerde eşit dengeler yoktur hep bir taraf daha fazla yükü alır!” diyerek ben sırtladım bütün güzellikleri.

İnsanlar güzellikleri, sinir anında unutuyor diye hep tetikte kaldım. Her an hatırlattım ama aşkın gözünün bu kadar kör olabileceğini fark etmedim.  Kandırdım kendimi, yakıştıramadım ona!

Bir anne, evladına inanmaktan vazgeçer miydi?

Ben onu bir annenin evladına beslediği saflıkta sevdim. Şefkat dolu, o ise ben senin evladın değilim diye haykırdı her seferinde…

Ben başka türlü sevmeyi beceremiyordum belki de… Ya da neden bana öğretmedi, benim ona öğrettiğim onca şeyin yanında…

Zaman, düşünceleri değiştirdi.

“Asla klasik bir kadın olmaz” hayallerim her geçen gün yıkılıyor ve ben her gün onunla beraber kendime bütün güzellikleri tekrar hatırlatıyordum.

Yoruluyordum, hayatımda sahip olduğum bayrakların %90’ını tek başında elinde tutan kadın yok oluyordu. Ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Yine de kendimize yakışanı yaptık ve yeni ergenlerin asla anlayamayacağı bir şekilde ilişkimizi noktaladık.

Hala “ciciyiz” 🙂

İçimizde ki çocuğu öldürmedik, tanıştığımız da 19-22 yaşlarındaydık, şimdi ise 29-32 yaşlarında…

Buruş buruş bile olduğumuz yaşlarda, yüreklerimiz hep güzel bakmasını sağlasın bu hayatta!

Hayatımın kadını olmasa da, ömrümün o zamana kadar olan kadını oldu…

Onca yıl, hayatımın “en’lerini” toplamış ve her bir “en” bir bayrağa dönüşüp ona atfedilmiş…

Ve yüzlerce, binlerce kadın bırakın bayrakların yarsını, birini bile onun elinden alabilecek potansiyeli taşımamış…

Buna o kadar inanan bir adam düşünün, buna artık alışan ve hayatını öyle yaşayan…

Ve binlerce kadın arasından bir tane “Küçük Hanım” çıkmış!

28 yaşında olan benim karşımda, 20 yaşında olan bir “Küçük Hanım”…

O bayrakların bir çoğunu şu an elinde tutan ve her bir bayrağı hak etse de, bir yanlarım acıyarak bayrakları bir bir verdiğim Küçük Hanım!

Çünkü güzel sevmek, onu gerektiriyordu…

Çok fazla farkında olmak, çok fazla yoruyordu…

O bir bir bayrakları alırken, Kraliçe tahtından oluyordu. Ama insan evladını küçük görür mü? Küçük hanım, içimde büyüdükçe, kraliçenin yeri küçülüyordu.

Evet ikisinin karışımı evlenebileceğim ideal kadını tamamlıyordu. Ama bu dünya da voltran yoktu!

Acı gerçekler çok fazla can yakmaya başlıyordu…

Arzunun, şehvetin, utangaçlığın, heyecanın ve kendini teslim etmişliğin tanrıçası duruyordu karşımda…

Küçük Hanım

 

Ve mantığımla, duygularım arasında yıllardır süren savaşa iki kadının savaşı karışıyordu…

Bacak kadar boyu ile onca şeyi başaran kadın ile, evcilleştiğim ve devasa boyutta şefkat beslediğim diğer kadın!

Hayatımda ki bayrakların %95’ine atfettiğim bu kadınlar en önemli bayrağı alamadılar…

“Anlayış” bayrağını henüz kimseye veremedim…

Çok vermek istedim, Cicime, Küçük Hanım’a…

Ama torpil geçemezdim, o bayrak bendim. Benliğimdi, teslimiyetimdi…

Ve teslimiyetim, sadece beni anlayabilene verilmeliydi…

“İlk defa biri beni, her şeyimle anlıyor!” cümlesini ne çok insandan duydum bir bilseniz… Ve benim bunu hiç kimseye diyemeyişimin çaresizliğini…

Bir yürekte iki kadın olur mu?  Ya da daha fazla…

Oluyormuş, sevgi saf olunca çok fazla seviyormuşsun…

İncitmemek için, apayrı yerlere koymaya çalışıyorsun içinde.

Zaten kocaman olan yüreğini daha da büyütüyorsun, hepsine yer açıyorsun…

İçten içe sadece tek bir kişi istiyorsun ama açlıkların buna müsade etmiyor. Hayattan tat alma çıtaların o kadar yükseğe çıkıyor ki, artık dorukta yaşadığın duygular lanete dönmeye başlıyor.

Daha ne kadar yukarısı olabilir ki?

 

20 Responses to “Bir Adamın İçindeki Kadınların Savaşı

  • Buraya yazmak istiyosun aslinda kendi asklarindan hatirladiklarini ama cimlenin ikinci kelimesinde tekrar siloyosun yazdiklarini hafif kaliyo yasadiklarin yukarda yazilanlarin yaninda sonra tekrar basliyosun ve tekrar siliyosun yasamamissin cunku bole bir ask caresizligin bile burdaki caresizligin yaninda hic kaliyo susuyosun ve sonra keskeler geliyo aklina keske bende bole sevebilseydimde caresizisligim bukadar derin olsaydi diye

  • Kıymet vermek , değer bilmek …
    ne de güzel Sevmişsin dişilerini . Zarar vermeden zarar görmeden farkındalıkla sevmişsin . Sebebini bilmiyorum gözyaşlarımı tutamadım okurken . Güzel sevmeyen adamlar yaşanmayan ve yaşamayan hikayeler yaratıyor maalesef . Dünyevi gereksizliklerden çıkıp kendi ütopyamızı kuramıyoruz . Sahipsiz miyavlamalar içinde acı acı yitip gidiyoruz . Güzel sevin aa doslar dişinizi de adamınızı da !

  • Harun Şatır @keyfhose
    2 sene ago

    Çok Başarılı Senin yazdıklarının yanında kalemimiz titrek bir hal alır oluyor belki ama bilmeni isterim o %5 olan geriye kalan kısmı daima senin elinden almaya çalışacak insanlar olacak , sana ne mutlu ki henüz 19 yaşında böyle bir insanla tanışmış ve uzun süren nefes alabildiğin bir ilişki yaşamışsın çünkü öğrenmiş ve eğitilmişsin sonra “küçük hanım” .şanslı bir okadar şanssız bir adamsın Lunaticim!!! Bizler kalbimize belki bir Prenses oturtamamışken sen bir kraliçe ve küçük hanıma sahibsin ancak ikisinin birleşimi çıkacak ve voltran oluşacak☺️

  • KaçakÇay
    2 sene ago

    Yanılmışız sanırım.
    Senin dönüm noktan ; 30. yaş değilmiş be ağabey…
    Teslimiyet bayrağını düşürdüğün zaman dönüm noktasına gelmiş olacaksın.

    Dipnot:O gün gelirse ; bana dönüp göğsünü gere gere : ”Tespit Kastın ! ” , diye seslenirsin inşallah : )

  • Bazı insanların nokta atışı bir şeyler ogretmesi için gitmesi gerekiyorsa,gitmelidir . Zaten bulusmalar degil,ayrılıklar fark ettirir bazı gerceklerimizi,öğretir insana benliğini . Zaten birak %5 i, % 0.000…1 hep olmayacak mi?

  • Anlatılabilecek en gerçek hikayeyi yazmışsın.insanın aslında hiç bir zaman tamamlanamayacağını düşünüyorum. her seferinde içinde beklediğin seni tamamlayacağını umduğun kişilerin asla varolmayacağını bilmemekle geçiyor ömür.aslında hiç bir zaman tatmin olmuyorsun. Her seferinde yeni duygulara aç, yeni açlıklarla kirlenmiş küçük dünyamızda yaşıyoruz.tacını teslim edemediğin kraliçe eziyor seni. Bence bazen kendi ufak dünyanda kurduğun hisleri besliyorsun boşuna umarsızca. Bir hiçlik zaman diliminde yaşadığını anlıyorsun ,sende bırakılan her izi sadece bir yığınak halinde depoluyorsun ,kalbinin kırık yerlerinde. anlamaya çalışıyorsun her şeyi enn noktalarına kadar. Sonra yorulduğunu farkediyorsun bütün bayraklarını işte o zaman teslim ediyorsun ……bana ve sevgini verebildiğin herkese …… (biraz da ben atıp tutuyorum. Hakkım kadar konuşuyorum hakkıma düşen kadar sevip seviliyorum) bunlar tespitmidir bence evet. Atış tutturmak serbest dediler

  • @MelihKzltan
    2 sene ago

    Kaybettikçe kazanıyoruz, kazandıkça kaybediyoruz yine kazanmak için. Bayraklar… Sevgiler…

  • Bu yaziya nasil bir yorum yazilir 4 saatir dusunuyorum ve bulamadim. Belki bir gun yayina baglanip yazilarininda hangi duygulari icimde yasadigimi anlarim belkide bir gun bir bardak kahve esliginde…

  • benliğimizin en dokunulmuyacak noktalarına çok etkili bir şekilde dile getirilmesi bu olsa gerek, bir ara yazıyı okurken susup hey sen bunları bunları yanlış yaptın diceksin die korktum gerçekten 😀 yüreğine sağlık

  • Her bir yazını okuduğumda bir çok şey anlam kazanıyor ve bir o kadar da çok şey anlamını yitiriyor hayatımda. Sadece senin değil, Kraliçenin ve Küçük Hanımında cümlelerini teker teker tüketip onların senin hayatındaki varlıklarına şükrediyorum. Tüm tecrübelerini hayatıma katmak, benimsemek istiyorum. Her akıl odalarına girişinde mutlu oluyorum ve akıl odalarından çıkan her bir yazıyı okurken ‘Neden bende bu adama bir şeyler katamıyorum?’ diye kendimi sorguluyorum. Kendimi daha fazla bencil hissetmemek adına bu yorumu bırakıyorum. Sen hep yaşa ve yaşadıklarını bizimle paylaş diye elimden ve beynimden gelen her şeyi yazmak için kendimi zorluyorum… Teşekkürler sana ve çemberine girebilen dişilere… 🙂

  • Korkarım, o bayrağı hiçbir zaman veremeyeceksin…

  • EsmerGuluslu # Dilan (pembeyemavi)
    2 sene ago

    Her yazında gercek aşkın ve masumiyetinden tadiyor, öğreniyorum, hayatina giren her disi aslında senin bu duygu ve anlamini her yonden ayri tadma zevki yasadığı icin cok şanslılar bence.. her yazında ve yayınında beynim duruyor, ben bunları daha önce hayal etmiştim oysaki?..

  • ”Ben erkek sevmem kadın sevmem.Ben ne severim?” dediğinde ”Sen zeki seversin demiştim” sense bana cevabımın yanlış olduğunu söylemiştin. sonra seni iyi tanıyanlar ”Dişi sever.” demişlerdi.Önce anlam verememiştim söylediğine kadınla dişinin arasında ne fark olduğunu sorgulamıştı beynim. Ancak senin bu yaşanmışlığın bunu bu denli guzel anlatman ve bunu bizlerle paylaşman benim senin neden dişi sevdiğini anlamamı sağladı sanırım. Sen o kadar güzel iki kadın sevmişsinki, şimdi karşına bu iki kadının harmanlanmış hali çıkana kadar sen DİŞİ sevmeye devam edeceksin sanırım.Dilerim bir gün son byarağı senden alan biri çıkar karşına ADAM….

  • Gizem Melek Cam
    2 sene ago

    Lunaticim..

    Aska gidilmez,beklenir..
    Ask disindaki tüm dugular caba gerektirir.Insan sevgi,hösgörü vb dugulara emek harcamalidir.Cünkü bilir ki yaratilmis her sey sevgi,saygi ve hösgörüyü hak eder.Asik oldugumuz kisileri öncelikle kendimiz icin severiz bilinc alti böyle calisir.Onun disindaki her sey Allah icin sevilir.Asik oldugumuz kiside gizli bir yüceltme vardir ve asik oldugumuz ya da olcacagimiz kisi evrende zaten bizi icin hazirlaniyordur.Insan karsina cikan herkesi kiyaslar.. ve bu hizdan dolayi tam yorulamaz..ve Zaman ayrilik getirir..
    Ne zaman ki beklemeye baslariz,yavaslayan istek hayatin her alaniyla iliskiye baslar..Biz kendi hayatimiz icin mücadele ederken,unuttugumuz an karsimiza cikar..
    yani söyle ki Ask tefafuktur..Senin aradigin senden kacandir.. ama birbirini arayanlar,birbirlrinin disindakilerdan kacar,birbirlerini bulana dek..

    o yüzden sadece bekle,seni anlayan zaten evrende zamani gelince bulucaksin:) eger bulusma vakti degilse baska gönüller de demleniyorsunuzdur.. tipki icindeki kadinlarin savasi gibi,demleniyorsun:)

    burdada ben ince kastim:D
    buldugundaki mutlu yazini okumak dilegiyle..

  • Hatice ÇETİN
    2 sene ago

    her gün biraz daha eğiliyorum üzerine ..
    parça parça öğrenmek yavaş yavaş sindirmek ve sonunda da lezzete kavuşmak istiyorum, gerçekten algılayabilmek istiyorum hikayeni önyargılarım ve dış seslerden uzaklaşarak..
    doyurulması zor açlıklarına, “yok yok mümkün değil” denilen çılgınlıklarına yaklaşıyorum sanki usul usul ..
    ya da farkında olmadan içselleştiriyor öznelleştiriyorum elime aldığım verileri ..
    daha çok başındayım yolun 🙂 ve zaman diyorum usanmadan zaman..
    her gün daha da farkına varıyorum tek parçası eksik dediğim yap-bozumun aslında farklı bi bakış açısından birçok parçasının eksik olduğuna ..
    elimdeki parçaları atıp sıfırdan başlayamam yenisine ancak düzenlemeler için parçalarımı arıyorum hikayelerinde 🙂
    farkındalıklarıma kattığın farkındalıklar için teşekkürler Lunaticim 🙂

  • Hulyaticim
    2 sene ago

    Vee bu yazidan sonra bir kız çoçuğuna sorarlar..

    – yavrum büyüyünce ne olmak istiyorsun?

    Cevap verir heyecanla hayķırıp gözleri ışıldayarak..

    – voltran voltran voltran 🙂

  • Hiç bir yapmayasım vardı bugün. Yatağımdan kalkmadım, perdeyi açmadım, lavoya gitmedim…
    Sadece oku diyordu zihnim. Oku!
    Okurdum da ne kadar verebilirdim kendimi dedim ya hiç birşey yapmayasım vardı… Okurken düşünmem gerekirdi, kilit noktaları bulmam, satır aralarını çizmem… Üstelik beni bekleyen onca iş varken, biraz sonra telefonum çalacak ne yapıyorsun diye soracaklardı. Hiç bir şey desem olmaz, okuyorum desem olmaz… Hastayım dedim kendime, sonra telefondaki seslere. Nasıl olsa çorba pişirip azıma tıkacak biri olmadığına göre yataktan çıkmayıp iyi olmayı bekleyebilirim…
    Meğer iyileşmek aslında çok kolaymış. Zihnim ilacını bana en başından söylemiş. OKU!

    Ben kendi hikayemi kalbime koca bir taş koyarak noktalamıştım. Tüm bayrakları verdiğim o son kişi benim kocataş-ım! Yağmurdan kaçarken doluya tutulabiliyormuş aşk…

    Bu bloguda okuduktan sonra, iyileştim..
    Yataktan kalkmaya hazırlanıyorum yavaş yavaş. Biraz sonra dışarı çıkacağım ve yaşayacağım bu günü, varsa yarınlarımı..
    Noktanın üstüne bir virgül atıp devam etme vakti şimdi…
    Yeni bir cümle, yeni bir paragraf, yeni bir hikaye olur belki. Benim kocataşım da anlatım bozukluğu olarak silinir şıklardan… Kim bilebilir, herşey mümkün…

  • Yine dedim, yine yalnız değilim. Kısa sürede okuduğum bilmem kaçıncı yazın. Bir kez daha dedim, yalnız değilim.

    Aradan bilmem ne kadar zaman geçti. Olgunlaştım. Olgunlaştıkça zorlaştırdım. Zorlaştırdıkça yeniden, eskisinden de çok canım yanmaya başladı. Yoruldum.
    Yoruldukça çocuklaştım. Çocuklaştıkça doyumsuzlaştım. Doyumsuzlaştıkça bir kişinin acımasızda mundar ettiği kalbimi, aynı anda bir orduya açtım. Kalabalıklaştım.
    Kalabalıklaştıkça unuttuğumu sandım. Kahkahalar havada uçuşurken, kahkaha seslerine gömdüm geçmişimi. Umutlandım.
    Umutlandıkça yeniden kırıldım. Her umut bağladığım kişi, umutlarımla beraber her şeyimi alarak, yaralarımı kanatarak geçti gitti. Canım yandı.
    Canım yandıkça güven duygusunun ne demek olduğunu tamamen unuttum.
    .
    .
    .
    Umarım bir gün, çok da uzakta olmayan bir günde şöyle devam eder benim bu yorumum, seninse bu yazın:
    Derken ansızın çıktı karşıma…
    Çevremdeki insanların taktığı o sahte maskeyi çoktan eritmiş ve benim gibi “her insan” kategorisinden çoktan çıkmış biriydi.
    Farklıydı.
    Sanki her inandığım şeyde bıraktığım parçaları toplamış ve beni yeniden ben yapmak için özellikle gelmiş..
    Sanki her imdat çıkışı ona açılıyormuş gibi..
    Sanki yastık altı düşüncelerimde saklanan, kimsenin bilmesini istemediğim adam/kadın gibi..
    Sanki iskambil kağıtlarından yaptığım o küçük ve güçsüz dünyamı yıkmaktan korkarcasına onu daha da güçlendirmeye çalışan bir melek gibi..
    Kendisi gibi…

  • levent akyol
    1 sene ago

    Kraliçe gibi özel bir kadının mesajlarına keşke biraz daha fazla yer verseydin.Bu kadar özel birinin senin kadar özel biriyle paylaştığı özel duygular kimbilir nasıl seçili cümlelerle tezahür etmiştir.

  • Mehmet Moran
    1 sene ago

    Yolculuklara çıkamayacağın insanı sevemezsin demiş ya şair, ilk ona bakılmalı. Çok şey beklenmemeli çünkü ne sen dünyada eşsizsin, ne o zaten öyle olmasa neden Eşin olsun ki… Sadece parmağına yüzük takmış insanlardan bahsetmiyorum elbette onu yapamadan ölen bir sürü Eş varken yüzüğü parmağında dilinden küfürler hakaretler yükselen tanelerin eş olmuş olması elbette mümkün değil. İki taraftan birisinin daha fazla yük taşıdığının farkına varıldığı an acabalar girmemiş midir zaten aşka, hep o daha fazla taşıyan da ister ki fazla yüklendiği bilinmesin de üzülmesin Eşi, hem farkına varırsa bunun oturup ağlar belki ve bu kime ne katar ki…
    Bir yolculuğa çıkamıyorsanız ona Sen Osun demeyin ve yüzüğünüzü o çirkin gecelerde duşta arasına su girsin diye çabalarken fark ediyorsanız bari bırakın Eşiniz yolculuğa çıkacağı Eşini bulsun…
    Yolculuğa çıkamayacağınız birine iyisi mi yolu gösterin, o da nasıl çıkılırmış onu göstersin…

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: