Dönüyorsun, Dalıyorsun…

28 Nisan 2017

Bundan tam 11 ay önce çıktım yola.

28 Mayıs’ta Periscope Evini Ankara’da aramaya başladım, o zamanlar 80 küsür izleyicim ile yüzyüze görüşmüştüm bugün ise 219 izleyici oldu. Hepsi koca bir anı, anı cenneti…

Ve incecik bir çizgi…

Anı cenneti, anı cehennemi…

Korumaya çalışılan şey, kolay bir şey değil.

Bugün izleyicim olan Murat’tan bir dokunuş geldi. 24 Ağustos 2015 – 1 Ocak 2017 tarihleri arasında beraber fotoğraf çektirdiğim bir çok izleyicimin kolajını perdeye bastı.

Bir diğer izleyicim, başka bir izleyicim ile ciddi bir ilişkiye başlıyor.

Serap yarım tebessümümü çekmecesinde saklıyor.

Hülya kolajlarla anlatılan koca bir tarihe bakıp “Her fotoğrafın her kelimenin içinde bir ömür geçirir insan” diyor. “Evet” diyorum, “Dalıyorsun, boğulurcasına” diye devam ediyorum. Yanıtı gecikmiyor. “Tam boğulurken seni kurtaran yine onlar olacak biliyorsun.” diye hem kendi hem diğer herkesin varlığını hatırlatıyor.

Günel, “Özlenecek geçmişimizin bugün ki senaristi!” diye bana olan inancını yineliyor ve devam ediyor “İnsanlar, dünyaya iz bırakmış insanların mezarına çiçek bırakırlar. Ben o eve gelen her dokunuşu öyle bir çiçeğe benzetiyorum. Hem de sen hayattayken…”

Ümran, “Bu kadar özel insan ile aynı karede olmak” deyip yutkunuyor. Ve bana “Sol anahtarını koyduğun dizekte bir es olmaya bile talibim” dediği zamanları hatırlatıyor.

Mehmet, hikayemizi kabul eden bir eş ile yollarını birleştirmenin hazırlığını yapıyor…

Zülal, iyi ki elini taşın altına sokuyor. En zor zamanlarda “Survivor’da değilsin!” dikkat diye uyarıyor. Bu anı cennetinin oluşmasına ön ayak oluyor.

Cennet güzelleşiyor.

Cehenneme dönüşmesin diye üstlenilen yük ise…

.

.

.

.

Kelimeler yetersiz kalıyor.

Ve Hatice durumu özetleyen cümleyi uzun zaman önce söylüyor. “Bu kadar özgür duyguyu hangi kelimelere hapsedeceksin.” Tılsımlı kapıyı keşfettiğini hatırlatıyor. Onsuz tılsımlar hiç büyüleyici görünmüyor.

Yarım tebessümümü saklandığı yerden çıkarıyor saklayan kişi. “Bir puzzle’ın parçalarıydık, yıllar önce bir kutuya öylece doldurulmuş. Şimdi ise bir kumaş üzerine serilmiş birbirimizin eksik yanlarını doldurarak tamamlıyoruz. Ve bazen öylece bakakalıyoruz. Başka eksik parça var mı diye.”

Tamamlanan bir puzzle var. Başka puzzlelar ile birleştiğinde büyük resmi ortaya çıkaracak olan temel bir puzzle. Eşsiz ve benzersiz parçalardan oluşuyor.

Hani her şeyin ve herkesin bir alternatifi vardır diyorlar ya.

Anıların alternatifi olmuyor işte. Bir anı cennetinde yaşıyor isen, hiçbir parçanın eksilmemesi gerekiyor.


Son zamanlarda bir eksiklik ile güne başlıyordum. Sebepleri hakkında yarım yamalak tahminlerim oluyordu. Bugün emin oldum.

Bir dostunu ya da sevgilini kaybettiğinde ya da ilişkini bitirdiğinde yaşadğın eksiklik gibi…

Sanki hepsine aşıkmışım gibi…

Mantıklı yanlarımın şiddetle reddettiği, duygusal taraflarımın çaresizce kabul ettiği…


Turne de olduğumdan dolayı, perdeler ve elbise dolabı dokunuşları Mehmet’teydi. Kaç zamandır bana getirmeye çabalasa da bir türlü fırsat oluşturamamıştı. Bugün çalışanları dokunuşları getirdi.

Ben de ise tek duygu nüksetti…

Seni de getirselerdi…


Dönüp cevaplar arıyorum.

Ve problemi tam da burada buluyorum.

Dönüyorum…

Dönüyorsam nasıl ilerlemeyi bekliyorum…

Dedim ya, dalıyorsun boğulurcasına. 

O kadar muazzam duyguları bir daha tatmak istiyor, bulamayınca dönüyorsun.

Dönüyorsun, dalıyorsun…

Yoğun karmaşayı yine saf bir sadelikle noktalıyorsun…

23 Responses to “Dönüyorsun, Dalıyorsun…

  • Zeliha Yasemin
    1 sene ago

    Senin her geceki yayinlarin olmasa simdi tanistigim ve sevdigim izleyicilerin olmazdi…O kadar muazzam duyguları bir daha tatmak istiyor, bulamayınca dönüyorsun diyorsun ne demis filozof ayni nehirden bir daha gecemezsin…bizlerde oyle bir daha ayni yayinlari ayni duygulari yasayamayacagiz ama her yasadigimiz salisenin degerini bilerek tadini cikartmaliyiz… Akil odalarimiz ve beyin kivrimlarimiz bu kadar zorlanip yorulmamali…

  • Kahraman
    1 sene ago

    Aynı manzaraya bakan güzel insanlar topluluğuyuz. Pencerelerin boyutu, rengi, şekli farklı olabilir. Herkes penceresi kadar pazılın bir parçasını yaşıyor. Şimdi senin pencerenin perdesinde birleşti tüm pencerelerin bir rengi. Her renk ayrı bir anı, tek perde koca bir gökkuşağı.

    • Hulyaticim
      1 sene ago

      Dogaya olan sevgin yime burda papatyalardan sonra gökkusaği puzzle birlestiginde biter buyuk resim suan bir perdede birlestik ama daha eksik perdelerimiz tamalandigı asil resmi gorup izlecegiz elimizde kadehlerle…

  • Dönüşüyorsun(?) , dalıyorsun koca bir okyanusa herbir su altı canlısına anlatıyorsun (balık demeyelim yani sonuçta 71 no 😛 ). Yahu çıkın yukarıya en yukarılara, orada da nefes alabiliyoruz diyorsun, buralardan daha leziz bir yaşantı var diyorsun. İnanmayanlar kalıyor okyanusun içinde, pullarından tutup sana eşlik edenlere ise en ince ayrıntısına kadar öğretiyorsun, nefes almayı bile. İlk osijende arkanda kalan bir pencere aralanıyor suyun üzerinde yada tılsımlı kapı diye lezizce başka bir şekilde betimlenebiliyor. İlk deneyimin sarhoşluğuyla dönüp bakıyorsun okyanustaki yansımana ve bir pencerenin perdeleri ile betimliyorsun kafandaki kolajı, yanındakileri farkediyorsun tavşan şakası yapan fzr2010’a yada masa altı şakası yapan Çırağa şak diye alışıveriyorsun ve güm diye tılsım denen şeyi o an anlıyorsun. Kum tanecikleri topluyorsun sonra, deniz suyunu süzmek ve yaşamsal faaliyetlerini sağlamak … Neyse Serap Halil’in trip attığını falan söylüyor ben yayına kaçıyorum bu yazı bile çok eğlenceli bil hal aldı BYE 😀

    • Hulyaticim
      1 sene ago

      Bizim kaybolan kutumuzu bu sularin icinden cikarmadikmi ? Anahtar oralarda bir yerde o yuzden bogulmadan dalmak lazim tüplerle degil mi? Her birimizinde bir tup oldugunu farz edersek bulmak icin cephanemiz hazir. Budurunda bize düsen keyifli dalislar demek☺

  • hulyaaunall
    1 sene ago

    …….
    Derin bir tam nefes aldım yazının sonuna kadar ancak verebileceğim..

    Baktığın şeyi içime çekercesine her bir kelimede her bir tanesini oksijen olarak alıp karbondioksit olarak geri vereceğimi bildiğim gibi..

    Bunu yazdığımda fark ettim senin geriye döndüğün için ilerleyemediğini düşündüğün gibi aydınlandı zihnim..

    Solunum gibi bir şey aslında; her birinde yeni bir nefes oluyor senin için her bir kare.. İçeride gezdikten sonra görevini yerine getirip dışarıya atılıyor.. Fotosentez gibi periscope evine fayda sağlıyor oradan yine..

    Sana oksijen olmak bir araç aslında.

    Asıl amaca giden yolda..

    Senden geçmeli geçebilmeli ki (kalite kontrol noktasından) periscope evine ulaşsın tüm saflığıyla..
    Anılarda böyle besleniyor temelinde; tazeyken “an” zaman geçtiğinde “anı” olmuyor mu zaten?

    Bu durum sana tekrar tekrar yeni nefesler sağlıyor.. Her geriye dönüşünde aslında ciğerlerini doldurup bu döngüyü devam ettiriyorsun

    DÖNMEK ŞART BU HİKAYEDE….

    Derinlere indiğinde boğulurcasına hissettiğinde oksijen aslında hep yanı başındaki TÜPTE..

    Döndükçe yeniliyoruz doluyoruz gerçek zamanlı anlarımızı; anıya dönüştürmek için ilham alıyoruz döndüğümüz yerden…

    Çünkü kaybettiğimiz kutunun anahtarı oralarda bir yerde; bulmak için aramalıyız BİLİYORUZ.

    Çoook çoook ince bu yazılanlar kurguyu anladığında tutuşur kıvrımlar; nice beyinler yanar…

    *************

    6 ay 5 gün… Gün deyip geçme! ayların temel taşı onlar birleşirlerse yıla yıllanırlarsa asırlara ulaşırlar..

    24 ekim saat 01:30 girdim içeri ışığını görüp kamaşan gözlerle:) belki bende gölgemi bulabilirim diye.

    Buldum hem gölgemi hem ışığımı buldummm.. Hatta gölge oyunu oynatacak kadar eşlik edecek gölge var sağımda solumda önümde arkamda. Bu yazıda adlandırdığın ve adlandırmadıkların onlar.. saymakla bitmezler gibi..

    Kelimelere hapsetmek bize göre değil serbest kalsın özgür olsun istiyorsun hepsi ..ama biliyorsun yazdığında o kelimeyi haps olacaklar öyle bir çılgın döngü işte ..

    Yazsan olmuyor yazmasan olmaz,sussan olmuyor susmasan olmazzz..

    Gardiyansız bloglarımız var bizim..Hapis içinde bu yüzden özgür gibiyiz..

    Daha dilden çıkmamış hiç duyulmamış kelimelerimiz var; zihnimizde harfleri bile belli olmayan..düşününce anlamlandırdığımız yazı diline dökemediğimiz hiç…

    Yazının şarkısı “Take me home” beni eve götür diye; gözleri dolu dolu dudakları dışa bükülmüş babasının elinden tutmuş gibi; annesinin eteğinden çekiştiriyor gibi hissettim seni o resimde görünce… evlat gibisin sen artık bana… insan evladına kıyabilir mi?

    Bu kadar tatlı beni eve götür derde; onu geri çevirebilir mi? o yüzden her baktığın resim seni çağırıyor..

    Gell eviniz biz senin… Gell dönmekten korkma diye..
    Geell huzurlu yatağın; doyacak açlıklarının yemeği burada..
    Geell çünkü biz sana gel demeyi bildiğimiz gibi; ilerlemen için git demeyi de bilenlerdeniz..
    İstemenin gerekliliklerinde master yaptık biz 🙂 Anne olmanın gerekliliklerini de iyi biliriz..
    Geride saplanıp kalmana, hele ki boğulmana izin verir miyiz?

    Bir adamın zıtlıkları; o güzel zıtlıkların bu yazınında ana konusunda aslında,

    Şevkatin içindeki şehvet gibi, karmaşanın içindeki saf sadelik gibi, çoksun ama yoksun gibi,

    Zıt adam; çok ilerlemek için çok dönmeliyi bilmeli aksi halde zıtlıklar uzlaşır,

    Uzlaşmanın olduğu yerde her şey monotonlaşır..Bir hedef kalmaz; ve bu zıt adamda hedefsiz yapamaz değil mi?

    Sen dönüşlerin için cevabını zıtlıklarının içinde bulmuşsun zaten.. yeni yeni cevaplar aramak aklı karıştırır sular bulanıklaşır..

    Parktaki bankta şişeden içmek bizim tercihimiz olmalı; kaderimiz değil!…

    ŞÖMİNE….

  • https://www.youtube.com/watch?v=UAm_uoV1z5k

    Anılar serilmiş önüne..
    ve o anılara güzel bakmayı becerebilen senin, görüntüde duvara, aslında onlara yaslanıyor olduğunu bilip takılı kalıyorum bir müddet o kareye..
    Baktığın ”en ” ler değil ,fazlası …ve bu yazının sonunda tekrar değinilecek olan

    Hikayenin gerektirdiği gibi çift perdeli sundun kendini. Artık ışığı engelleyen kalın perde yana çekilip te , yalnız tül olan kalmıştı geriye, arada bir onuda aralayıp ”ceee eee” dediğin bize. Kirletmeden oynamak istediğimiz oyun..Ağzımız Zal kadar açılacak,çocukça masumlukta ki yaşta olmasak ta aşklaşmayı yeğliyoruz bu yaşımızda..Bana ”sevgili de ne ki!! ” dedirtecek kadar her duygunun farkında..Sesine ses ,sessizliğine de ses olduğumuz için varız orda..Şımarmamış insanlar topluluğu olarak huzurlarınızda:)

    Dönüp cevaplar arıyorsun,tehlikeyle yüzleşiyorsun.. dönerken de ilerlemenin ,altın yolculuğu araştırırken karşılaşılan videoda saklı olduğunu es geçiyorsun.Bana keşif imkanı verip cevabı bulduruyorsun ve az sonra o videoya zıplayacak olansın… o yeterli gelmez ise unutma ne diyordu Barış Bey ” Belki de cevap içimizdeki çığlıkta saklıdır”

    ” Güzel sevmek bu hikayenin denkleminde değişmeyen tek değişkendir ve bu değişkenin tek değişmeyeni sıfatı önemli olmaksızın kirletmeden ol bakış açısıdır” deyip,eski yeni karması yapıp,dönüşlerine eşlik ettiğimi bilmeni istiyorum..Ne de olsa bu dizek her notaya muhtaç…

    An itibariyle zihnimde oluşan tek soru: Şimdi Halil Kılıç bu kadar(!) anlaşılıyor olmanın pişmanlığını yaşayacak mı?
    Dönüyorum her çerçevenin içinde kendininde olduğu o kareye..O kişinin olacağı boş çerçeve dolacak mı diye…
    Dahası var… daha fazla yorgun düşmeden ”arkası yarın” incemle sonlandırmalıyım

    • Hulyaaunalll
      1 sene ago

      7 EN sevdigim sayıdır anlamını beni tanımak isteyenler bilir sende 7. Comment olmuşsun caniçi bukadar güzel bakıp bukadar güzel yazıp bukadar tatlı sunduğun için teşekkurler kendi adima blogta isimlendirilip vucut bulup commentsız birakmak olmazdi dimi

  • gedikduman
    1 sene ago

    Halil ‘in tarifi yok veya çok…. Yazıyı 3. seferinde empati kurarak okumaya çalıştım ve senin yerinde olmak istemedim inan. Sanırım ben bu yaşta bu kadar yoğun duyguları kaldıramazdım. Her dokunuş ayrı bir his uyandırmıştır mutlaka senin için. Ama bu perde dokunuşu beni müthiş etkiledi. Periscopeevi anı müzesi, dokunuş müzesi olma yolunda ilerliyor. Farklı bir insan olarak, bizzat benim hayatıma katmış olduğun farkındalık için teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler. Güzel İnsan……

  • sevinc aslanbay
    1 sene ago

    11 ay once oldukca yogun panik atak krizi yasayarak gecirdigim bir gecede en azindan 5-10dk sakin kalabilirim belki oyalanirim deyip periscope a girdigimde karsima tesadufen cikan bir yayini izlemenin bana bunca guzel cocugu kazandiracagini bilemezdim…

  • Gizem Melek Cam
    1 sene ago

    Hayat Gibi Bir günden..
    Mutlululukların türevi,Limit sonsuza giderken;

    Anahtar Hep Ayni yerde!

    Hep başkasının gözüyle baktırdılar,göremedik.
    Gözlerinin arkasındaki Korkularla izlettirdiler hayatı;uykuda..
    Umut ettim daha güzel bir dünya diye
    Bekledim..

    Günaydin dedim her şeye bugün..
    Günaydın koruyucu Melek!!

    Sonra;
    Unuttum gene,oysa Kac Kere söylemisti!
    Kaytarmistim gene :/
    Seninle oynadigimiz sokaklara gittim bugün 🙂
    Haksiz faturalardan korkmustum ben,sen ise faturalardan uçak yapmayı öğrenmiştin..
    Uçurmustun!
    Zor gelen ise merakını giderecek zamanın uzun olmasıydı..
    Gene Iki muhabet arasina sikistirdim seni,biraz da seni dinlesinler diye..
    Ah Yarim tebessüm..

    Heeey
    Fazla yarım tebessümleri varmis;
    Istersek..
    Yeni umutları;
    Bir de Bin ettigi bir’leri varmis..

    Sonra da
    Yanindakiyle ; paylasir
    Arkasindakine ; göz kirpar
    Önüne gecmeye çalışana da;olta atarmis..
    Cok fazla sazan yakalamaktanmis!
    Uykularda dilenen küçük baliklardan degil..

    Gönüllü olanin yeri degilmis önemli olan.
    Gönlü olan;yer bulurmus en azindan..

    Mesele
    Güzel bakmakmis oysa

    Sahiden disinda güzeli arayanla;
    Icinde güzeli yasatan bir olur muymus yoksa?

    Ondan fazla yarım tebessümler bunlar;
    Baskalarina hediye edilmis;
    bir kere dönüp-bolgulma sonrasi bunlar..

    Tek Yük kalmamis kendisinden baska!

    Yeniden geliyormus,
    Yarinlarin haberi ola!

    Bayragini kimseye vermemisti oysa!
    Gökyüzüne küstügü zaman yere sermisti buysa;
    Hakki var da;bencillik cogunlukta!

    Aslinda tekrar degil;
    ilk defa geliyor gibi..
    Minimal Bir Aradaydi kendisine verdigi yarista!

    Fazladan yarim tebessümleri varmış elinde;
    dileyene emanet ettigi bu gece..
    Alıp gökyüzüne çıkarak insanlara ise teslimiyet ettiği..

    Paspasin altindaymış anahtar!

    Esyalar küsmeden ugramalı;yoksa kayıp olur..
    Sonucta kocaman ev seni taniyor!
    Ve Fısıldiyorlar;
    Ben olmasamda Ara Ara gel diyorlar,
    hepsi sizi soruyorlar..

    Unutmadan!
    Sag basinin ucunda;
    okudugun kitaplar varmış sülieti insandan..
    okumazsan olmadıklarından;
    Baş ucu olanlardan..

    Elindeki öyle Bir sey varmis ki..
    Baskalarina verdikce artan
    Almaya calisanlarda azalan
    Azaldikca cogalan 🙂

    Bir’den bin oluyormus
    Hiyararsi yokmus!
    Cünkü Sevginin
    Fakir-zengini yokmus;Herkes de varmis Sadece kendisine saklayan bencil cokmus..

    Benciller yormus!
    Benciller yordukca;anilara bogulmus.
    Heey yarinlar
    Geliyormus;
    tekrari degil degil;yeniden doguyormus..

    Anilar doguruyormus..

    Not: Bu yazı Gizem’ce dilinden Türkçeye uyarlanmıştır.
    Çevirisi Halil Kılıç’a aittir..

  • Minikburunn
    1 sene ago

    Öyle insanlar vardır ki,hayrın anahtarı şerrin sürgünleri gibidir.
    Ne mutlu! Ki hayrın anahtarını ellerinde olanlar insanlar için. Süslü kelimelere gelip geçici övgülere gerek duymuyorum. Kısa süre içerisinde, bi yerlerde iyi birşeylerin iyi amaçlar uğruna yaşayan birilerinin olduğunu bilmek mutlu belkide huzur verici. Sayısı önemli değil seninle aynı amaçta olan insanların zamanla yanında olduklarını senin ve onların iyi şeyler başardıklarını görebilmek güzel.Kısacası bu yola tek başına çıkmış olabilirsin ama şuan seninle beraber olan yanında olan samimi bir ailen var. Zamanla parçaları birleştiren bir bina gibisiniz..

  • SPARTACUS
    1 sene ago

    Merhaba bir hafta oldu ya da olmadi yayınlarıni hergun zevkle özlemle takıp eder oldum. Hergün saatin 23 oo olmasını iple çekiyorum yeni birgün yeni bir hikaye yeni bir dokunuş için. Umarım yakin da ben de eve ve sana guzel bir dokunus yapabilrim. Her zaman seviliyorsun koca yürekli güzel insan Iyi ki seni tanimis ve programınini izlemisim. hayatıma gerçekten renk kattın.

  • sirop ju
    1 sene ago

    ”Bu sefer çemberin etrafına bakmasına izin vermelisin” diye söz vermiştim kendime ama tutamadım yine, kusura bakma, işte tekrar burdayım…

    ve bu kutucuğun beni yine hangi betimlemelerin peşinden koşturacağı merakı içinde bir sağ bir sol adımla dolanmaktayım.

    Tek başıma da değilim üstelik…

    Çocukken oynadığımız oyunlar vardı, hatırlar mısın ?
    mesela ”kutu kutu pense” diyerek el ele tutuştuğumuz ve kendi etrafında döndüğümüz, çemberin hiç dağılmadığı sadece arada bir birinin arkasını dönerek oyuna devam ettiği. (bu güven duygusundan ötürü olsa gerek…)

    O zamanlar bir amacımız olmadan yapıyorduk bunu tek düşünüp hayal ettiğimiz bir daha ki tenefüs ne oynayacağımızdı.

    Peki ya biz bu oyunu koca insanlar kurduğumuz küçük parkımızda hala oynamaya çalışıyorsak ve bunu yaparken dönüyor, dönüyor ve döndürüyorduk, üstelik bunu bedeniyle beraber hayalleri de büyümüş olarak yapıyorduk.

    Dönüyorsak nasıl ilerlemeyi bekliyorduk…

    Yarın günlerden cuma, işte şimdi asla mızıkçılık yapmayacağını bildiğin çocukluk arkadaşlarına başka oyun arkadaşları katmak için bu tenefüs yeni bir oyun oynamanın belki de tam sırasıdır…

    Not: ince özeleştiri içerir

  • Önce kutulara, sonra bazanın en ulaşılmaz köşesine atılmış günlüklerimi açtırdı duyguların…
    Yeni yeni genç kız olmaya başladığım dönemlerde Sevgili Dostum X şöyle demişti “kulağımda bir melodi, dudaklarım arasında senin sesin… Büyüyorsun küçük kız… Büyüdükçe yakınlığımız uzaklaşıyor… Sesini bir salsam dudaklarımın arasından kaybolup gidecek gibi… Sana dair ne varsa içimde yazıyorum, yıllar sonra kaybolmasın diye…
    Ben hayatının kısa dönemli misafiri, yarın yerime kimleri koyacaksın bilmiyorum ama o biri bir gün bu defteri kurcalamana sebep olacaksa, ona dair tüm anılarını yaz bir kenara.. Çünkü benim yaşıma geldiğinde hafızanı ne kadar zorlarsan zorla hatırlamakta güçlük çekeceksin… ”
    .
    .
    .
    Evet o defter yıllar sonra uykusundan uyandı… Onu bu anı cenneti uyandırdı… Kıymetli Dostum X’i ebedi yolculuğa yolladıktan sonra yakınları uzak eden ben, uzakları yakın eden se bu anı cenneti değil mi? Ben anıları yazdım ve bir süre sonra bıraktım, yine yazıyorsam yine sebebi bu değil mi?

    Kimilerine belki bir perde parçası gibi gelen şey, benim için çok kıymetli bir hazine… Unuttuklarımı bulduğum bir pencere… Dokunabilmek ümidiyle…

    Ve hiç yeri dolmayacak bir özlem içimde, senin “keşke seni de getirselerdi” dediğin, benim noktaladığım koca bir hikaye…

    Umarım bir gün elinden tutar sen getirirsin…

  • “Her olgunun rastlantısal ya da yazgısal olarak etkilenmesi gerekmediğini düşündü. Önemli olan sonrasıydı; yaşamımızın küçük sahnelerini birleştirip bir şeyler mi yapacağız yoksa onların yüreğimizden kayıp gitmesine Unutulmuş Olgular Denizi’ne gömülmesine izin mi vereceğiz ? ”

    Buraya Richard Bach ‘ın “Hipnozcu” adlı kitabından bu alıntıyı bırakıyorum . . . 🙂

  • Bu zamana kadar bir iki yazı haricinde yazmaktan kaçındım .İnsan kendini tanıyorsa yapabileceği şeyleri bilir ve ona göre davranır.Bende tam bu yüzden yazılarını ve yorumları okumakla yetindim. Hissettiğim duyguları ne yazıkki yazıya dökemiyorum.Belkide tam bu yüzden tablo dokunuşu hazırladım ve orada tüm hissetiklerimi aktarmaya çalıştım.Periscope evi benim için bir pencereydi.Her penceresinde ayrı ayrı anılar biriken ve aynı pencereden bakan yüreği güzel insanlar topluluğu..Bu hissettiklerimi anlatan bir dokunuşta sevgili Murat’tan geldi.Periscope evinin penceresine de ancak böyle bir perde yakışırdı. Bu dokunuş hem hüznü, hem huzuru barındırıyor bakıpta dalmamak mümkün değil.Parayla değer biçilemeyen ve satın alınamayan şeyler. O anları yeniden yaşamak mümkün değil..Geçmişi neden özleriz, unutulmaz olmasından değildir bu özlem.Onlar geçmişte kalmıştır ve bir daha o anları aynı şartlar ve koşullarda yaşamak mümkün değildir.. Tüm yaşadıklarımız benzersizdir çünkü..
    Örneğin benim için bir One Last Night çaldığında hatırlanan şeyler Halil Kılıç, Periscope evi, Dedeler,Dış sesin evi ve Tilkiler olacaktır..Bu evde yaşadıklarına bizide ortak ettiğin için teşekkür ediyoruz:)
    Daha nice güzel anılar biriktirmen bizleride ortak etmen dileği ile….

  • yağmuryertutan
    1 sene ago

    Merhaba,
    Bugün biraz tarihlerden bahsedeceğim sizlere, biraz tarih anlatacağım. Doğum günleri gibi.

    Ama siz içinde mezar taşı olan doğum günü gördünüz mü hiç?

    3 Nisan 2017,
    Can sıkıntısının, bunalmışlığın, keyifsizliğin yani kısacası gömüp mezar taşı dikilmesi gereken bütün duyguların yaşandığı bir gecede, bir hikayeye denk geldim.
    3 Nisan 2017 bazı şeyleri öldürdüm. Ölen şeylerin yerine bazı doğumlar yaptım. Tohumlar doğurdum. İlk önce inancın tohumu düştü toprağa ana rahminden sonra güvenin tohumu.

    Sonra biraz zaman ilerledi,
    Hikaye gözümde büyüdü. Hikaye gözümde büyüdükçe bir şeylere daha gebe kaldığımı fark ettim. Ufak kıskançlık tohumları tekmelemeye başladı önce, sonra bazı keşkeler büyüdü. Ben’li cümleler dökülüyordu sürekli elimden, dilimden. Hikayeyi bencilleştirmeye çalışıyordum. Ve sonra içine girdiğim hikayeyin içime bıraktığı tohumların hepsini doğurmamam gerektiğini öğrendim. Bazıları yanlış yumurtayı döllüyordu çünkü. Çünkü içselleştirmek için bencilleştirmekten vazgeçmek gerekiyordu. Kıskançlığa mezar taşı diktim. Keşkeleri gömmedim bile onları yaktım. Bencilliğimin boğazını kestim.

    24 Mayıs 2017,
    Bir masada ufak tefek bir kadın beni bekliyor. O masada o ufak kadın beni ilk defa bekliyor. İlk defa onu bir masada diğer masalara gözüm çarpmadan buluyorum. Gidiyorum yanına, merhaba diyorum, sarılıyoruz, oturuyorum karşısına. İki kadın bir masada birbirini anlıyor. Birbirini anlayan iki kadın, birbirlerini anlamalarına vesile olan bir adama teşekkür ediyor. Cümleler havada uçmaya başladığında, masada oturan ufak tefek kadının Hülya’lı büyüklüğü, büyük kadını ufaltıyor. Ufak tefek kadın konuştukça, büyük kadın anlıyor. Büyük kadın ilk defa bir kadına karşı bu kadar soyunuyor bencilliğinden, egolarından. Çünkü bu yazının en başında bu hikayede bazı şeylerin mezar taşının altında olması gerektiğinden bahsetmiştim. Ve o masadan büyük kadın, hayatında deneyimleyebileceği en güzel duygulardan birkaçıyla beraber ayrılıyor. Unutmadan ufak tefek kadın, büyük kadına bazı konularda cesarette veriyor. Bu yüzden bir kadın 26 Mayıs 2017 günü çok istediği bir şeye dokunuyor.

    26 Mayıs 2017,
    Bir dokunuş yapıyorum. Yaptığım dokunuşun en ait olduğu gün olduğunu bilmeden. Bir doğum gününde, bir doğuma, bir hayat hediye ediyorum. Ve dokunduğum hikaye bana öyle bir gece yaşatıyor ki, bir dokunuşun, bir adamın, bir hikayenin, bir anının, bir açlığın bir gecede nasıl doruklara ulaşabileceğini görüyorum. Anılar biriktiriyorum gerçekte hiç içinde olmadığım. Ait olmadığım anıları sahipleniyorum. Annemin çocukluk albümüne bakar gibi..

    Ve bugün 28 Mayıs 2017,
    Yazıyorum.
    Bir şeyler yazıyorum.
    Aklımdan binlerce kelime geçiyor, onları sıraya koymaya çalışıyorum.
    Yazdıkça düşüyorum annemin rahime, yazdıkça besleniyorum, yazdıkça doğuyorum ve yazdıkça büyüyorum.

    28 Mayıs 1991,
    Gözlerimi gerçekten açıyorum dünyaya.
    Ve bugün 28 Mayıs 2017 ben koskocaman bir hikaye sayesinde kendime en güzel doğum günü hediyesi veriyorum bugün.

    İyi ki doğduk.

    • hulyaaunall
      1 sene ago

      Yağmur ah yağmur!.. okuduğumda hissettiklerimi kelimelere hapsetmek istemediğim için yazmıyorum özgur kalıp sonsuz olsunlar evrende enerji yumağı olarak ; belki birilerine daha çarparlar 🙂 Ama bunu okuduğun anda nelere sebep olduğunun farkında olacağının ve yazmama rağmen göğüs kafesindeki kırmızı yumruğun hızla atarak buna tepki vereceğini biliyorum.. neguzel anlatmışsın; ne güzel büyütmüşsün sen beni..

      Biz istersek boyları eşitleyebiliriz, dönem dönem uzarız, kısalırız ne bilim bazende denk oluruz. Ama mühim olanın boy degil işlev olduğunu hep bilirizbu yüzden halatın hammaddesini özel seçmedik mi:)

      İnce bi yana teşekkürden öte şeyler sunuyorum sana hissettirdiğinin teşekkürde karşılığı yok yetmiyor…

      Bu yorumu okuyacak diğer guzel adam bana yaşattığın ve yaşanmasına vesile olduğun her duygu için minnettarım sana..

      Ruhun doğumgünü pastası niteliğinde bir yazı çıkmış;

      Haydi kelimelere doğru üfle 😉

  • Zeliha Yasemin
    1 sene ago

    İyi ki doğdun yağmur

  • insanesilent
    12 ay ago

    Taze kan aday adayının adayı şuleden ,bir dizi peşimden gelin ltf yalnız oynamak istemiyorum çığlığı..
    Yine aklımda o var ama bu sefer çoklar , allahım ne şahane bir gün .. KARMASTIGIM BIR KONUYU HISSETTIGIM O ANDA YINE yolumu sitelerdeki deryalarda buldum..( sebebi ÇOK OTURGACLI GOTURGEC ltf tespit kasmayınız )
    Santranc şampiyonu bir adam düşünün .. ( her babayiğidin harcı olmadığını söylememe gerek yok degilmi? .. ‘’- yoo ‘’diyenler için bir mayın konuldu ..şimdilik güle güleee.. )
    Ne kadar komplike düşünebileceğini bir hayal edin şimdi .. aynı zamanda çocuk kalbi yumuşacık ;inşaata TOPU HIC KACMAMIS AMA kaçan topları hep getiren cinsten ..
    kalan ömrüm ve periscope evi yazısını şimdi şuan beni terkedip bir daha okusana LTF .. benim için değil kendin için ve bizim gibi önyargının dibine vurmuş ,farkında olduğunu sanıp tespit kasan onlarca insan için ,geleceğin için .. şu saniyede hikayede kalıp kalmamak zerre umrunda değilse ama kalbin ısınmaya başladıysa şimdi okumaya ltf devam et , kal yanımda ..
    olimpiyat şampiyonu bir yüzücü düşünün .. MASAL BU YA BIR GUN DIYOR KI ‘’ BEDAVADAN COCUKLARA YUZME OGRETECEGIM .. ‘’ BUTUN O YUKSEK MEBLAGLI IS TEKLIFLERINI GERI CEVIREREK bır de… ama ‘’ herkes olmaz, ilmik ilmik işleyemem , yüzmeye yeteneği olanları seçmem lazım ‘’diyecek tabiki ..
    sonra başlıyor sahillerde dolasmaya .. bazı çocuklar toplanıyor etrafında .. eğer yeteneği olduğuna inanıyorsa bazı cesaretlileri ‘’ korkuyorum ‘’deseler bile suya atıyor ,direk ne yapacağını görmek için ama saniyesinde kurtarabileceğini bildiği bir mesafeye.. bazılarının elini tutarak beraberce giriyor suya eğer o kadar cesareti yoksa .. bazılarını matamatikle vruyor , bazısını fizikle , bazısına da ‘’altı ustu su bu sadece.. hadi!!’’ diyerek … tek istediği yapabileceğinin farkına varmalarını sağlamak olabilir mi ? her gün o saatte ondan birşeyler öğrenmek için geliyor oluşları, çaba harcamaları mi mesela.. cevabı sadece ne kadar farkında olduğumuzla verebileceğimiz yüzlerce sebep.. cevap yüzlerce türevli ,hadi sen de cevap versene..
    eee tabiki her çocukla yeni yeni öğrenme ve öğretme metotları gelişiyor ve geliştiriyorlar …birbirlerine daha da sarmallasıyorlar malum gerçek zamanlı bir hikaye değil mi ?
    sonra bu öğrenme aşamasında olan çocuklarının yaptıkları ve öğrendikleri her hata ve doğruyu gülümseyerek hatırlayacakaları anılar biriktiriyor .. panik yaptığı anda batırıp boğma tesebbusunu de , 10 sanıyede tamamladığı bir parkuru da , ilk kez kendi basına kulaç atmaya başladığı anı da, ‘’ya bıraksana ben öğrendim yüzmeyi’’ diyip ayağı yerden kesildiğinde yuttuğu okkalı suyu da aynı tatlılıkla gülümseyerek biriktiriyor, biriktiriyorlar ..
    sonra öğrencileri arkadaşları , dostları , çocukları , kardeşleri ve daha bir çok sey oluyor ..ANILARDAN ….
    Sonra diyorki hadi şimdi hep beraber ,tekrar en bastan yenilerine yüzme öğreteceğiz ..
    Bu öğretmen satrancı yutmuş bir YÜZME OGRETMENI .. DOSTUM DIYIP KIYMET VERDIGI ,’’YANIMDA ONLAR ‘’ DIYEBILDIKLERINE NELER OGRETMIS VE ALMISTIR BIR DUSUN .. HER YENI GUN SILKELEN VE KENDINE GEL BENIM YAPTIGIM GIBI .. Kendini cok akıllı zannediyorsan yanılıyorsun .. milyonlarca mayından birine bastın ve yine patladın ..patlamamak istiyorsan hep dönüp bakmayı unutma derim nacizane .. dönmeden ilerleyemiyorsun ,küçülmeden büyüyemiyorsun bu hikayede ..

    Yetıstırdıgı ve yanında olanlar bir şekilde bize birşeyler göstermek için oradalar ,satır araları dolu dolu .. ve yenilerin geldiğini , farketmeye başladıklarını görmek onlara mutluluk veriyor ,göruyorum , hissediyorum..
    SIMDI SANA BIR SORU SORUYORUM
    Halilin beyni bir araç olsaydı , pist neresi olurdu ?
    ..CEVABINI MERAK EDIYORSAN VE YA SADECE KENDIN ICIN CEVAP BULMAK ISTIYORSAN
    HERGUN 11: 30 DA PERISCOPETA @LUNATICIM SAYFASINDAKI YAYINLARA KATIL GOZUNU KULAGINI AC
    PERSEMBE GUNU – SOSYAL TERAPI YAYINLARINI IZLE
    Emır kipi kullandın, sen kimsin diyen bu mayında da sana güle güle çok öpüyorum ..
    Ve yalnız oynamaktan cok sıkıldım sesimi duyan varmı ?

    ( yukarıdaki yorum agır kişisel görüş içerir .. tilkilerime , dedelerime selam olsun )

  • 11 Mayıs 2018
    ( Sıradan bir yazıya hoş geldiniz . )

    Bundan tam 9 ay 28 gün önce çıktım yola.

    13 Temmuz 2017’de Periscope Evi’ni anlama çabalarım başladı. Eduardo ile sözleşmiş gibi betimlemeler döküldü sözcüklere, sihirli bir lambanın içindeki bir cin gibi birden belirivermişti orada .. Ama ne bir duman çıkmıştı nede bir arp sesi duyulmuştu . Sadece toplan toplan toplan diyordu .. O günden bu yana 21 izleyici ( Kalan Ömrümün Çocukluk Arkadaşları ) ile görüştüm. Her birinde kocaman anılar sakladım hafızama ..

    Ve incecik bir çizgi ..

    Her biri ile yakın bağlar kurmak istedim , kalan ömrümün çocukluk arkadaşlarıydı onlar .. Saf ve temiz olmalıydı . Hal böyleyken de temkinli olmak lazımdı tabii 🙂
    Hikayenin baş kahramanı dışında da hayatıma dokunanlar oldu .
    Hayatına dokunmama izin ver deniyordu neticede 🙂

    ” Her fotoğrafın her kelimenin içinde bir ömür geçirir insan ” , Özlenecek geçmişimizin bu günkü senaristi ” , ” Bu kadar özel insan ile aynı karede olmak ” ” Survivor’dadeğilsin! ” cümlelerini o günlerde çok anlayamasam da bu günlerde çok iyi anlıyorum ..

    Yoğun karmaşadan saf sadelik çıkarıyorum ..
    Cennet Cepcennet oluyor zaman içinde ..
    Buna rağmen gün geçtikçe zorlaşıyor yazmak ve ” Bu kadar özgür duyguyu hangi kelimelere hapsedeceksin ” diyen bir tilkiye hak veriyorum sonra ..

    Puzzle’ın parçaları tamamlanıyor benim için . Anlamaya başlıyorum , anladıkça daha da içine çekiliyorum .. Tamamlanan puzzle’ımla birlikte başkalarının da puzzle’larında bir parça olduğumu fark ediyorum .. Her şeyin ve herkesin bir alternatifi vardır evet lakin anıların alternatifi olmuyor ..
    Her yeni biri ile tanışmada mutluluk ile burukluk iç içe oluyor zaman ilerledikçe .. Masada hep bir sandalye boş kalıyor .. ( Periscope Evi Aile Gibi Mi? yazısına giderek okunması rica olunur [ bilmeyenler için ] )

    Bir duygu var tanımlanamayan . Anlatılmak istenip de kelimelere sığdırılamayan .. İşte buraya tam oturan bir cümle ve üzerine yazılmış bir yazı geliyor akla .. Dönüyorsun ,Dalıyorsun ..
    Daldığın anda bir şnorkel geliyor ve tekrar yüzeye çıkıyorsun ..

    ”Kendime yeniden bir şans verdim seni fark ettiğimde. Kusurlarıma bakanlara kusurlarınıza bakın diyeceğim artık ! Ne diyor bir şarkı sözü ” Kâr mı dünyada bin yıl yaşansa? ” ve ne diyor samimi yazar ” 30 yılı öyle yaşadım, eğer varsa kalan 30 yılı bambaşka! ” 26 yılımı öylesine yaşadım, eğer varsa kalan 26 yılımı sizinle .. ” demiştim Kalan Ömrüm yazısının altındaki ilk yorumumda . Ve bu gün ; kendime ikinci bir şans verdiğim kalan 26’nın , ilk yılının, ilk gününde iyikilerim için yeniden teşekkür ediyorum. Merhaba kalan 26’nın ilk yılı .. Seninle birlikte sözümüzü tutacağız . Buralarda ol .. 🙂

Trackbacks & Pings

  • Bir Kaç Doz Anı – Kompozisyon Evi :

    […] zamandır dönüp dalmıyordum ve bugün sağlam bir doz döndüm, daldım. Dozu akıl odalarıma aldıkça, her doz bir odayı […]

    1 ay ago

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir