Periscope Evi’nden Kelimelere Dokunmak

Ne kadar da çok olmuş kelimelere dokunmayalı…

İçimde tutalı…

Artık bırakmalı, taşıyorsa da taşmalı…

Her bir sıradan kelime, benzersiz cümlelerde hayat bulmalı.

Ve her birinize bir şeyler aşılamalı…


En son 6 haziran tarihinde yazmışım. Sonrası zaten uzun bir Periscope Evi arayışı.

Az önce sevişmiş saç dağınıklığına sahip kafanın usturaya vurulması sonrası, izleyicilerin dokunuşları ile tekrardan şekillenmesi süreci…

Bu süre zarfında onca insan, onlara olan dokunuşlarımı o kadar güzel anlattılar ki!

“Elimizden ve içimizden gelen her şeyi yapıyoruz!” sloganına evcilleşmiş bir şekilde öyle güzel sahip çıktılar ki!

Bu dokunduğum insanlar öyle güzel dokundular ki…

“Öyle güzel” dışında betimleyecek kelime bulamayacak kadar güzellerdi.

Ve aylar önce dediğim gibiydi her şey…

Zenginlerin elde edemediklerine sahip oluyorduk.

Koca bir insanlık inşa ediyorduk. Ve ben asla yıkılmasın diye bir annenin bebeğine sahip çıktığı gibi bakıyordum ona. Kirlenmesin, kirletilmesin diye özenle davranıyordum…

Ve özenle davranan teyzeler, halalar, dayılar, amcalar buluyordum…

Biz elimizden ve içimizden gelen her şeyi yaparken, elinden geleni ardına koyanlar da olmuyor değildi. Her zaman olduğu gibi iyi ile kötü, aydınlık ile karanlık savaşıyordu.

Ve biz, filmimizi mutlu sonla bitirilmek için çabalıyorduk…

Aydınlık kazanacak ve yeni nesillere koca bir armağan bırakacaktık…

Hedefimiz buydu ama “Hayaller, gerçekler” düşüncesini aklımızdan çıkarmıyorduk…

Gaza gelenleri farkındalıkla dizginliyor, kirletenleri affetmeden uzaklaşıyorduk…

Çünkü domino taşları misali, bir defa kirlenirse önüne geçemeyeceğimizi biliyorduk…


Son yazımdan bu yana 3 ay geçti nerede ise…

Hala tam olarak adapte olamadım bu değişime.

Sebeplerinin bir kısmını bilsem de…

Bir süre daha akışına bırakmak istiyorum nedense…

Ve Periscope Evi’nde ilk yazımı yazmanın mutluluğunu tadıyorum tüm benliğimle…


Akıl odalarımın her birin de.

Bir çok şey geziyor yine…

Aileme duyulan özlem ile

Samimiyet açlığım artıyor delice…


Hırçınlaşıyorum bazen,

Sonra,

Masumiyet sarıyor aniden…

Ve 4 yaşındaki bir çocuk gibi çıkan sesimden,

Bir cümle dökülüyor birden…

Kirletmeden oynasak ya…

Bu yazı  Periscope Evi’ne hitaben yazılmış olan ilk yazıdır!

10 Responses to “Periscope Evi’nden Kelimelere Dokunmak

  • Dokunuşunuz sizi, sizde bu evi kirletmeyin! Dolayısıyla “kirleteceksen dokunma”

    Periskop Evinden çıkan ilk yazıya ithafen ilk yorumdur

  • Akıl odalarından çıkıp periscope evinde yazdığın bu yazı benim için çok değerli,
    İlk’ler herzaman değerlidir, İlk proje, ilk yazı ve iliklerine kadar yazmayı özlediğini biliyordum.
    Güzel ve leziz dokunuşlarla, kirletilmemesi dileğiyle.

  • Hatice ÇETİN
    2 sene ago

    tam da acil güven aranıyor ilanları asmak üzereyken gözlerin gördüğü her yere çıkıverdi karşıma periscope evi ..
    kul sıkışmayınca hızır yetişmezmiş sözünü doğrularcasına ..
    “öyle güzel” işliyor ki gizli kapaklı kurulan kısa ama anlamlı cümleler açlıklarım(ız)a daha fazla diyorum daha fazla ..
    emeğine, yüreğine, sabrına sağlık

  • Gözlerindeki ışıkta yüreğindeki doruklara emin adımlarla ulaşmanın huzurunu görüyorum. Yolun aydınlık olsun…

  • sirop ju
    2 sene ago

    Gerçekle hayalin iç içe geçtiği yer; Her sabah bir şans insan hayatında, Bazen çook bıkar insan; bazen gemileri yakar insan. Bazen işin sonunu başından anlar insan, bazen kime dokunacağını bilir insan, bazen kimin dokunacağını seçer insan, bazen güler insan, bazen konuşur insan, bazen lezzeti alır insan, bazen gücenir insan, bazen öfkelenir insan, bazen değersizleşir insan, bazen arar insan, bazen bulduğunu sanar insan, bazen dünden kalan bir pizzayı yer insan, bazen tuvalete gider insan, bazen müzik dinler insan, bazen telefonla konuşur insan, bazen sigara içer insan, bazen bir yazı okur insan, bazen anıları karıştırır insan, bazen çarşafları kırıştırır insan, derken saçma bir şarkının tek kelimesiyle ağlar insan, Hiç kimse bir dakika öncenizi size geri veremez. Ama bir dakika sonranıza ne değer vereceği sizin elinizde. Ve her günün bir şans olduğunu anlar insan. İnsan heeep geçer. İyilikle kötülük de. Baki kalan hayatın kendisidir. Hayata değer verir ve kıymetini bilir insan. Ötesi masal, Bu masalın sonunda tüm katharsisleri toplayıp komidine koyar insan…

  • hulyaticim
    2 sene ago

    “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce” diyor üstad Orhan Veli Kanık…

    Sende ona kafa tutarmışçasına kelimelerin onun asıl bildiği anlamlarından; başka anlamları da olduğunu göstererek onların kifayetsiz olduğu tezini çürütüyosun borumu lann!.. Yılların üstadına şah çekip mat ediyorsun . Woooww hattaaa hırrrr..

    Derkennnn; işte o an yine kelime girdaplarının içine düşmeye başlıyorum kontrolsüz, istemsiz, savunmasız, ürkek..

    Aynı zamanda boğulmamaya ve kaybolmamaya yeminli…

    Tek kolum yukarda süratle savrulurken girdapta, bana atılacak kıvrım halatı ne taraftan gelecek diye beklerken; bir ses geliyor derinden toplan Toplan TOPLAN…:)

    Bu sefer söylenme nedeni kalabalığı çağırmak değil… BENİMMM BEN…

    Haydi toparlan geldim, tut en uç kıvrımından halatı kendine doğru çek diyor… Ve beni güven gemisinin umut filikalarıyla tam olarak olmak istediğim yere götürüyor.. Her bıdının değerli olduğu anılar evine…

    -“Kirletmeden oynasak ya”

    Madem oyun oynayacağız ucunda kirlenmekte var o halde; zaten en keyifli olan oyunlar sokakta oynadıklarımız değilmiydi? Çocuğuz biz düşücez, kalkıcaz, çamur olucaz ;yıkarsın geçer ne varki… ama böylece çocukluğumuzu uzatacağız kiiii ;

    Ruhu erken kirlenenlerden değil, ruhlara iyi gelenlerden olabilelim…..

  • hulyaticim
    2 sene ago

    (yazacağım yazıyı en uygun yerleştireceğim blog burası gibi geldi bu nedenle buraya yazmayı tercih ettim. bu sayfadaki diğer yazımla karışmaz umarım)

    PeriscopEvine az kala…

    Aslında hikaye masum başlıyor daaa; sonrasında ben yazma güdüme dizgin vuramıyorum..

    Bir elimde bulaşıkları bıdılarken kel alaka bir anda anılar evine gideceğim günü düşündüm..
    Yaaa sadece bir an düşündüm kısacıkkk bir annn …

    Kalbim dediğim şey hiç atmadığı kadar hızlı, kanım damarlarımda karting yapıyor, nabzım artık kontrol dışı ve beyin
    hücrelerim birbirine dokunmadan dans ediyor ahenkle. Limit yok filmindeki NZT-48’i yutmuş gibiyim. 🙂

    Sadece düşüncesi beni bu derece alt üst edebiliyorsa!.. Gerçeğine kavuşmanın vurucu etkisinde; nasıl bir sarsıntı yaşayacağımın
    karşı konulmaz merakı aklımı ve ruhumu kemirmekte..

    Akmayan zamanın içine hapsolmuş gibiyim. Akmaya başla ve artık vuslata erdir beni.. Haykırasım geliyor zamanın işçisi olan saate, dakikaya, saniyeye , saliseye vs.. İTAAT ET BANA HIZLAN diye..

    Şuanda beynimin G noktasına minik minik dokunmaya başladığını hissediyorum. Zaman ilerledikçe dokunuşların şiddeti artıyor. Ama beklemek lazım hazzın doruk noktasına ulaşmak için..

    Şuan değil HAYIR! şuan değil sakinnn.. Bunun tam olarak yaşanacağı koordinatlar Lunaticim’in en büyük akıl odası olmalı..

    Evet beklenmeli mümkün olduğunca uzun tutulmalı ki bu süre düşüncelerin ön sevişmesinin tadıı; damağında kalmasın. Beyin sıvıları karışabilmeli birbirine ….

    İşte o an koşulsuz teslim olurum; akıl odalarımın kıvrımlardan çağlayarak akan SELE…

    Bu şartla kalıcıııı, unutulmazzzz, lezizzzzz, yaşanarak hissedilmiş olur; beynime boşalmanın tüm ISLAKLIĞI..

    not: devamı muhtemelen eve kavuşma anımdan sonra dökülecek parmaklarımdan…

  • 365. gün yayını geliyor birden aklıma ve ben tüm cesaretimi toplayarak yeniden yazmaya karar verirken , zihnime akmak isteyen ama bir türlü toparlayamadığım ve sonrasında raplay yapıp kopya çektiğim şu cümleler geçiyor yayıncının konuşmasında ;

    ‘’Geçen sene bugun şu an bulunduğumdan daha mutlu ve huzurluydum.Bu çok uzun bir konu ve hikaye.Satır aralarını kendiniz doldurabilmeniz dileği ile’’ diyor ve kendine has devam ediyor ‘’ ama doğru bir şekilde tespit kasmadan ‘’ .. Ardından anılar uyumuyor betimlemesi çıkıveriyor ağızdan..

    Satır aralarını doldurabilen ve bazen kelimelere dökülemeyen , döküldüğünde anlamsızlaşacağını düşündüren duygular hissediyorsun aslında hissetmekten ürkerek , korkarak ..

    İki cümle geçiyor aklımdan sadece ..
    Anılar uyumuyor ..
    Kalabalığın içinde yalnız yaşayan bir adam ..
    Bu iki cümle bile başlı başına hikayeye özet olabilir niteliğini taşıyor ama bu kadar da kısa anlatılamaz ki yahu 🙂

    ” .. Halbuki en çok okuduğum kitabın , en çok okuduğum satırı bana bazen başka şeyler söyleyebilir ” demiş Sabahattin Ali . Tam da burada anlam buluyor bu sözcükler bütünü .. Biriktirilen anılar , yeni tanışılan insanlar ve Periscope Evi süregelmiş yaşantıda edinilmiş tecrübelerin anlam kazanmaya başlamış bütünlemesi .. Sıradan kelimelerin bir araya gelerek anlamlar kazandığı ve en insan yanlarımızın daha da anlam kazanması .. Bu bir arının çiçekten bal alması , bu bir ineğin ot ile beslenip süt yapması , bu bir bitkinin fotosentez yapması , belkide daha fazlası .. ” diye yazmıştım Garip yazısının altına ve eklemek istiyorum yine ;

    Bu hikaye en insan yanlarımın anlam kazanmasının yanında içimdeki çocuğu da ortaya çıkarıyor. Sonrasında çocukluğa dair kazanılmış değerlerden biri geliyor aklıma.

    Robinson Serüveni ..

    Tek başına bir adada yaşayıp, bir köleyi ehlileştirip, bir uygarlık kurmak ve diğerlerine el uzatma isteği bu hikaye ile nasıl da bütünleşiyor .

    Periscope Evi Serüveni 26 yaşımın çocukluk hikayesi oluyor kısa zaman içinde ve Robinson Serüveninin o yıllarda bana kattığı ama zaman içinde unuttuğum elinde ne varsa onunla en iyisini yapmaya çabalamalısın fikrini Periscope Evi Serüveni yeniden hatırlatıyor .

    Elimden ve içimden geleni , en insan yanlarımı , çocukluk anılarımın saflığını , ilk aşkımın heyecanını , ilk kitabımın sevincini , ilk öpücüğün verdiği hazzı ve iki tekerlek üzerinde bisiklet kullanmanın vermiş olduğu ilk başarmışlık hissini yeniden tadıyorum burada .

    Bu anların ne kadar değerli olduğunu bilerek hissettirmesini sağladığı için, zarar vermemek adına kirletmeden oynamaya çabalıyorum yeniden 🙂

  • ” Ne kadar da çok olmuş kelimelere dokunmayalı”diyerek başlayasım geldi benimde

    Peşi sıra izlediğim instagram hikayeleri sonrasında oluşan düğümlerim henüz çözülmedi ama geliverenler buraya erişmeli

    Özleyen yanım ”Bu kadarı da yapılmaz ki haksızlık bu ” hikayesel yanım ”ne de güzel çoğullaşıp yaşatmayı becerebiliyorlar” insancıl yanım” sevgi emeğe dönüşünce hayat buluyor işte”demede..Onlar konuşurken geldiğim nokta niye bu hikayede olduğumun yanıtlarını yine yeniden sızdırıyor içime içime..

    10 ay önce tanıştığım evim 2. yılını doldurmuş.. Ne mutlu öncesi ,şimdisi ve merakla beklenen sonrası ile yer edinip ait hisseden herkese…Bu vesileyle her dokunuş sahibine (sahip çıkan ) ve onlara gözü gibi bakan ev sahibemize teşekkür eder dokunmasını bilene en iyi tatmin o evdir derim

    Elini tutmak için yarışmadığımız tek bebeğimizin adımlarını izlemek keyfiyle kurulduğum köşemden sevgilerle..

    Gelin tanış olalım demekten vazgeçilmeyecek böyle biline:)

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: