Anılar Uyumuyor!

Gece saat 03:50

Herkes uyuyor.

Anılar uyumuyor. Akıl odalarımın içinde fütursuzca geziyor. 

Bu gece tüm anılar fısıldıyor. Gürültüyü bastırabiliyorsun ama fısıltıların cazibesi fazla büyüleyici. Alıyor seni içeri. Akıl odalarına sızmanın gizli yollarını keşfetmişler gibi.‬

‪Bırakıyorsun kendini…‬

‪Direnmek boşa. Teslim ediyorsun kendini. ‬

‪Bu evden önce tüm odalar kilitli. Her anı özel anahtarı ile kendi odasında hayat bulurken, şimdi her anı her odaya ait gibi. ‬

‪Ev bütün odaların ortak anahtarı sanki. ‬

‪Yıllar önce tecrübe etmiştim. Aynı anda asla tüm odalarını açma. ‬

‪O odalar boşuna oluşmadı. Ayrı ayrı kilitlenip kapanmadı. ‬

‪Her oda dolu bir baraj gibi. Sırası gelenin kapısı açılır ve anılar beyine bırakılır. ‬

‪Tüm barajların kapısı aynı anda açılırsa farklı yönlerden gelen kızgın sular çarpışırsa…‬

‪Ritimlere ihtiyaç var. ‬

‪Klasik müziğe. ‬

‪Dinginleşmek gerek. ‬

‪Ev yapay zeka gibi. Geliştiriyor kendini. Tüm odaları ele geçirmek için ürettiğim metotları kırıyor.‬

‪Ev fısıldıyor…‬

‪Fazla sinsi…‬

‪Sesi o kadar tatlı ki.‬

‪Anahtar deliğinden odalara geçiyor sanki. ‬

‪Ve içeriden kapıyı açıyor belki. ‬

‪Emin olamıyorum. Evin büyüsü sarhoş ediyor beni. ‬

‪Kötü şeyler olacağını bilsen bile umursamazlık kaplıyor bedenini. ‬

‪Henüz cümlelerimi kontrol edemedi. Ama kelimelerimi bir bir ele geçiriyor.‬

‪Hipnotize ediyor.‬

‪Belki de kitabımı bitirebilmek için cümlelerimi de teslim etmem gerekiyor…‬

6 Responses to “Anılar Uyumuyor!

  • Gizem Melek Cam
    1 sene ago

    Saat 3.20
    Uyku mahmurluğu mu üzerinizde acaba;yoksa bir Merkür retrosu mu dersiniz anılarda 🙂
    Türkce’nin ne ise yaradigini yazip yazip silerken;Tıp’ın ne ise yaradigini içimde heycanlanirken;zamanin ne ise yaradigini gecen günleri sayarken anliyorum..Geçen eğitim hayatı,Onlarca profesör,binlerce ders,koca zaman hiçbir şey anlamazsın da ona dair Bir özlemi;Bir saniye olur yasarken..
    Samimiyeti anlatmıştır bir kere!
    İste Bu yazi o samimiyetin Minik Bir hikayesidir..
    Insan her zaman anlamlari degil de,
    Yansimalari gösteriyor diger insanlara..
    Yansimalardan;
    yazmayı sizden öğrendim..
    Yasımaları aht ediyorum..
    ————————————-
    Kocaman Bir dizek;Iki Nota arasini sonsuz sese böldügün..
    Parmakları basmak zor.
    İki ses arasında bir çok ton var.
    Hepsinin iddialı bir parmak yeri var Tasarlanan her şeyi ise;piyanonun estetik tuşları gibi sıraya koyulduğu..
    Yerleri ise Sadece gözler kapatıldığında yeri bulunan..
    Bir Tek viritüözü olan;enstrümanı onun elinde anlam kazanan
    Ama
    Bir çok da ögrencisi olan 🙂
    Maestro’nun eliyle baslayan
    Kisa Bir es’le birlikte Ve
    Ezgiler bas tonlarda;anilar sa tiz tonda..
    solfeji aslında çok konuşulan;bonası ise az okunulan..
    Azımsamak sa maksat..
    Öyle Bir ezgi ki!
    Yabancilarin yeğ tutulduğu;
    Kocaman senfoni..
    Sözcüklere sığdırmanın,kalıplara oturtmanın kolay olmadığı fakat çilingirinin de olmadığı..
    Bir tesadüfün içinde;hayatına bir kılcal damarda;dokuya sızdığım bir ezgidir..
    Bir orta tuş belki de bu Armoni’de
    Orkestra hazır!
    anahtar sa;solunda 🙂
    İnsan gürültüyü duyarmış da içinden en güzelini bulup dinlermiş..
    Sıkışan bir dünyadaki “canım” gibi..
    Karşısındakini ilk defa görüyormuş gibi..
    Benliğin bizcesi.. 🙂
    Bitemeyen bir heycanla,Dinginlenmeli sadece..
    Çünkü;
    Prematüre olmadığına şaşıracak kadar dört nala oluşuna teslim edilmiştik bir kere!
    Şarhoştuk bu dizekte !
    Şarhoşken;daha çok odaklandık Zihninin ürettiklerine..
    Düşüncelerinin derinliğine..

    Her yeni günle birlikte çokça düşünmüş ve zor kararlarını almıştı.
    gezindiği,tartıştığı,etkilendiği tüm duyguları aktarma zamanıydı..
    Anlatmak;var oluşun anahtarıydı
    Parmaklarını birbirine dolayıp,yürümeye koyulmuştu
    Buluştukları yer şehrin mavinin matemiydi..
    İnsanların arasından geçip gelmişti!
    Tüm gerçeklerden geçemeyen,hiç bir anlamın önüne gecemezdi zaten..

    Şimdi armoni vakti sadece..
    Küçük tınıların hükmettiği,Büyüyen bir çocukluğa sürüklendiği,
    Uyumamalı,uyuşmalı sadece 🙂
    Çünkü
    Uyumayıp sürekli düşünmeye alışmıştık bir kere..
    Şarhoşken;
    Uyanık kalarak..
    Benlikte biz demiştik bir kere 🙂

    Not:
    Buraya ilk yorumu yazmamak için uzun süredir bekliyorum.. :/ çünkü ben bu okulda henüz hazırlıkta okuyorum 🙂

  • sessizlik lütfen …
    uyuyan değil de uyumayanlara
    anılara , acılara …..
    odanın kapısının önünde bekliyorum .
    ya da ben beklediğimi umduğum yerdeyim .
    oda yoksa ?
    kapı yoksa?
    bunların olma ihtimalimi beni burada bekleten?
    yoksa inandığım için mi buradayım .
    inanmak…
    anılar kadar uyumayan ve içimde her daim saklı tuttuğum .
    anılarla kırılan yerlerimi sarıyorum, oturdum bekliyorum.
    seni mi ? yoksa kendi mi? bilemiyorum .
    içeri girmekten değil korkum .
    kalbimi açmaktan .o açıldı mı bir kere her yer anı her yer oda her yer kapı…
    sus diyorum sus..uyumayan uyumasın …sesler bozar bu anı .
    ellerimi uzatıyorum sadece
    korkuyorum ..
    teslim etmem için kendimi cümlelerimden tutman gerekiyor beni.
    ben inandıktan sonra olmayacak bir şey yok ki benim için.
    ben uyumayan ,acıtan ,var olan , olmayan ,olmayacak olanı
    sardım içime bekliyorum ….

  • S. Yağmur Özer
    1 sene ago

    Periscope evi 1. yaşını doldururken şimdilik bi kaç satır bi’şeyler yazmak istiyorum..
    Tarihini anımsıyamıyorum ama gözlerimi açtığımda gördüğüm şey, bir adam ve bir lambader den başka bir şey değildi.
    Kimilerinin es geçtiği bu adam ve lambader benim yeniden doğuşumdu.
    Kendi dünyamda her zaman kaçıcak yerler, anlar arardım.
    Çünkü çevremdeki hiçbir şey beni tatmin etmiyordu.
    Bu yüzden hep bir arayış içindeydim.
    Evet, ne aradığımı bende bilmiyordum ama ne istemediğimi çok iyi biliyordum.
    Tam da bu duyguların yoğunluğunu yaşadığım dönemde sosyal platform da bilmediğim, daha önce kullanmadığım bir uygulama üzerinden çıktı karşıma.. bir adam ve bir lambader..
    Bu hayatta herkesin bir isteği var, ama bu istekleri gerçekleştirmeden önce es geçtiğimiz şeyler de var.
    Birincisi, hayata bir kere geliyor oluşumuz ikincisi de kendimizi bulmamız.
    Evet bir sürü teoriler, açıklamalar var ama hepsi ihtimaller üzerine hiçbirinin kanıtı veya kesinliği yok.
    Bu demek oluyor ki hayata bir daha gelişimizin de garantisi yok. O yüzden her anı hakkını vererek yaşamak lazım.
    Bunu kavradıysak eğer şimdi gelelim her anın hakkını vererek nasıl yaşayabiliriz?
    Bu bence ilk olarak neler istediğimiz veya neler istemediğimize bağlı.
    Çünkü belirsizlikler bana göre insanı hiçbir sonuca götürmez.
    Bu yüzden neler istediğinizden ve neler istemediğinizden emin olmalısınız.
    İşte benim hikayemde tam olarak burada başlıyor.
    Gerçek benliğimi bulmam gerektiğini anladığımda aklınıza gelebilecek her şeyi sorguladım.
    Neleri sevdiğimi, neleri sevmediğimi, yıldızların benim için neler ifade ettiğini, herkesin aynı anda milyonlarca şey yaparken evrenin bunu nasıl kaldırabildiğini,
    bir insan bir çocuğu ağlattığında nasıl huzurla uyuyabildiğini, acaba bir köpek olarak dünyaya gelseydim hayat benim için daha kolay olabilir miydi..her şeyi, ama her şeyi düşündüm,
    sorguladım.
    Sonuç mu?
    Mesela kitap okumayı, yazı yazmayı, insanlarla hayat hakkında sohbet etmeyi, yeşil erik yemeyi ve müzik dinlemeyi çok severim.
    Karanlıkta kalmayı, çocukları ağlatan insan görünümlü canavarları, korku filmlerini ve yalan söylenilmesini sevmem, hiç sevmem..
    Yıldızlar benim için, sonsuza kadar izlenebilecek en güzel manzaralardan.
    Evren, evreni çok küçümsememeliyiz bence.
    Bir çocuğu ağlatmak, kalbini yerinden sökmek gibi bir şey olsa gerek.
    Köpekler, içtenlikle sahiplenebileceğiniz en güzel ve en sadık varlıklar (: üstelik insanlardan daha çok seviliyorlar..
    Baktığınızda bunlar kafamda kurduklarımın yarısı bile değil, tabi ki..
    Bir yerde okumuştum;
    “Gerçek kendini bulma yolculuğu yeni yerler bulmak değil, yeni gözlerle bakmaktır..” diyordu..

    O adam ve lambaderi zaman geçtikçe günlük yaptığım alışkanlıklara dönüştü.
    İzlemeden günümü kapatamıyordum.
    İzledikçe her geçen gün sanki biraz daha kendime yaklaştığımı hissediyordum.
    Kalbime dokunuyordu..
    İzlediğim adamın kalbine dokunduğu tek insan ben değildim tabi ki.
    Bu yolda onunla yürüyen dönüşmüş, değişmiş insanlar gördüm.
    Ben onları gördükçe daha çabuk dönüşmek, değişmek istiyordum ve sonra aklıma yukarıdaki o söz geldi.
    Bende o dokunulan kalplerin gözlerinden bakmak istedim.
    Yayındaki heyecanları, yorumları, sitedeki yazıları, youtube daki videoları gördükçe kendimi onların yerinde hayal ettim ve hislerine kalbimi verdim..
    Sonra bir şey daha farkettim yaşamın o güzel insanları hiçbir yere gitmemişler hepsi buradaymış, buluşmak için somut bir yer arayışındalarmış.
    Ve bulmuşlar, periscope evi.. Periscope evi somut olarak sadece bedenleri bir araya getirse de soyut olarak bir bebeğin dünyaya gözlerini ilk kez açışında hissettirdikleri
    kadar masum duygular içeriyor.
    Ve eğer hayatınızın merkezini gerçek insani duygularınız oluşturuyorsa burası tam size göre bir yer.
    Burası Periscope Evi.
    Burası benim, doğuşuna şahit olduğum ev.
    Ve burası benim dönüşümüm, benim değişimim..
    Bir kaç satırdan fazlası oldu ama ziyan değil, değer..

  • hulyaaunall
    1 sene ago

    Tam sırası geldiği anda anlam buluyor comment..

    Anıların uyumadığı hatta uyandırıldığı bir zamanda gelenler.. 21/09/2017 saat 04:17

    Klavyeden oluşan tual önümde fırça parmaklarım ile çıkacak olan resim aşağıda..

    Uyandığım anda gördüğüm beni farkındalığın altın vuruşu ile karşılayan bir eylemden geriye kalanlar olacak okunanlar..

    Anıların uyandırıldığı dedim evet çünkü tetikleyici öyle bir güzel etkiyle gelmişti ki..

    Beyinde ağız kulaklarda:)

    Film akmaya başladı 24 Ekim 01:30 şeridinden başlayarak istediği de tam olarak buydu zaten: ) Göz kapaklarının hızlı açılıp kapanmasına göre filmin kesintisizliği değiştiği için kapatılarak izlendi.

    Çünkü bu filmin sergilendiği perde beyinde ve kalpteydi !…

    O yüzden kapanmalıydı, eşsiz bir seyir keyfi yaşamak için..

    Güvenememiştik karşılıklı önceleri; sonra az az ısınarak yanmaya başladık, suyun kaynama noktasına ulaştığı gibi yanma noktasına ulaşıyorken.

    Evet ulaşıyorken dedim ulaştı demedim…Su 100 santigratta kaynıyor biz ise ölçülemeyecek sınırı olmayan.. arada bir taşsak ta taşış nedenimiz daha çok yanmak aslında yangın daha çok yayılsın diye..

    Zaten bunu sevmedik mi? Yandık derken hep daha çok yanabildiğimizi görmeyi o yüzden santigratSIZIZ.

    Çünkü bu bir güven ateşiydi 4 elle yakılan ve sönmeyecek..

    Bu farkındalığın sınırının olmadığının en büyük kanıtı gibiydi , her farkındayım dediğim anda başka bir farkındalık kavramı hayatıma dahil oluyor,dahil ediyor ve dahil ediyorum bunu hep yapıyoruz : ) bu nedenle bu kadar seviyoruz ve bağlıyız..

    Keşfetmesini bilene uçsuz bucaksız bir çöl gibi farkındalık evet çöl gibi deniz değil! gökyüzü değil ! çünkü tane tane kumlar gibi birleşe birleşe uçsuz bucaksız oluyor ve her an yeni bir tane ekleniyor.

    Kişiliğimi doğru eğittiğimde ; doğru eller bana doğru dokunuşlarla ve doğru zamanda dokunduğunda, farkındalığın orgazmına ulaşıyorum.. daha çok dokun bana diyorum..

    Daha hızlı diyesi geliyor nefes nefese.. Ve aynı anda gelelim demiyorum bu anlarda çünkü farkındalık ayrı zamanlarda gelindiğinde çoğalıyor aynı anda olursa aynı şey fark ediliyor..

    Neslihan’ın yorumu kulağımda ve çok terledim..

    Terlemek güzeldir ucunda temizlenmek varsa..

    VE SENİN SÖZLERİN..

    Bağlar son nefese kadar hatta son nefesten öteye mümkünlüğü ruhlarda gizli ruhlar hiç ayrılmayarak başka bir enerjiye dönüşebilir buna engel olabilecek ne ki ruhların kopmasından başka..

    Sense 8’im şuanda ve geldim fark ettin mi?..

    IMMMMM baş sağda.. duygulara yaslanmış durumda yeni gelecek duygular ise solda dokunmaya başladılar ufak ufak oralara.. Solun ayrı bir yeri vardır …

    Tercih hakkı mümkün olsa hep o yön seçilir çünkü kalbe giden yolun haritasını verir bize ..

    Üstelik 7 adet NZT48 alındı özellikle çünkü evrende 7 tekrarlayandır.. Bu etki hiç bitmesin diye doz aşıldı..

    Bundan sonrası evrenin enerjisine karışıp LUCY olmakta..

    Küçük kız büyüyünce voltran (Senin yazılarındaki bahsettiğin voltrandan bahsetmiyorum.) olmak istiyordu unutma 🙂 Hayallerine ulaşmaz ise cennete gitse bile ağlar..

    NOT: yazının parçası olarak Siamese Twins By Choice (eating snow)

  • Kirli biri.
    1 sene ago

    Özledim, arada ses ver desem….
    “Sen de” mi dersin?
    “Ben de” mi dersin?

    Aç kapıyı, ben geldim.

  • yagmuryertutan
    11 ay ago

    Gecenin geç saatlerini seven insanlar var.
    Gece yarılarını, sabaha karşıları..
    Şimdi yine bir sabaha karşı.
    Güneş doğmadan aydınlık odam. Bir bilgisayar ekranı. Çocukluğumun aralık kapılarından sızan ışık. Sızlayan burun kenarları.
    Derin nefesler, Doyumsuz hazlar..
    Geceleri tek sevenler tensel hazların köleleri değil. Duygularla ve beyinle keşfedilen hazların tadını bilenler de burada.
    ‘Grup’ olmanın tensel olmadığını bilenler..
    5 tane pencere açıktı bilgisayarın ekranında, araladıkları kapıların sayısını saymayı beceremediğim.
    Yeniden doğduğunuzu hissettiğinizde odanızda ( akıl odalarınızda belki de ) ilk bulduğunuz şeyler bomboş çerçeveler.
    Bu arada ne zamandan beri gece çekilen resimler bu kadar netler?
    Bu gece bir fotoğraf eklendi annemin ucu açık çocukluk albümüne. Kıyısında bende vardım bu defa. Yukarı bakıyordum. Sanki gökyüzüne. Yüzümde ilk defa annemi görmüş bir tebessümle.
    Yavaş yavaş içine girdim bu gece. Sabırsız Yağmur’un yavaşlıktan haz ilk haz alışıydı bu. Sırasını bilmesinin hazzı. Sindirilişi pürüzsüz olacaktı.
    Çerçeveler doluyor. Çerçeveler doldukça güzelliğimi görüyorum. Güzellik yeniden anlam buluyor. ‘ait olduğun resimde çok güzelsin’diyorum kendime.
    Mesela ‘dalış tüp’ün gibi gördüğün bir kadına sarılırken bir deklanşör sesi duyuldu bu gece..
    Ya da ‘tılsımlı kapı’larını öğrenmeye başladığın bir kadınla çekilmiş habersiz bir fotoğraf..
    Veyahut sesiyle hem boğulup hem en derin nefeslerini aldığın bir kadınla hafızana kazınan bir var..
    Bütün bunların üzerine çekeceğin yeni fotoğraflarda ki yeni insanların meraklı heyecanı.
    Çocukluk albümünün hayallerinden daha güzel olacağını bilmenin hazzı.
    Sarılmadan yatılan bir yatağın nasıl bu kadar huzurlu olduğunu anlatabilecek birileri var mı aranızda sırada bekleyen fotoğraflarım?
    Huzurunuza sarılıp uyuyorum. En mantıklı açıklamam bu.
    Ama son bir resim var anlayacağım. Resimde var olan bir adama teşekkür etmeden uyumayacağım.
    Kadınlığımı ve gülümsemelerimin güzelliğini öğrendiğim adam;
    bizi topladığın çocuk parkının büyüklüğüne, uçsuz bucaksızlığına ve huzuruna teşekkürler.
    Haylaz masumluğumuzdan öperim.
    Uyumayan anılar dileğiyle..

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: