Asla Doymayan Açlıklarım 3 – Paylaşmak

Bugün son 18 aydır yaptığım gibi yine #PeriscopeEvi’ndeydim, evimdeydim.

Yılbaşına yaklaştığımız için bazı şeyler hazırlamam gerekiyordu. Bu şeylerle yaklaşık beş saat boyunca ilgilendiğimde yılbaşında değil de doğum günümde yapmamın daha leziz olacağına karar verdim.

Henüz dün gelen Gamer koltuğunda çalışmanın daha konforlu olduğuna kanaat getiren bedenimin içinden gelen seslere daha fazla duyarsız kalamazdım. Zira henüz bir şey yememiştim 🙂

Yeşil fasülye & pilav & ayran üçlüsünü hazırlayıp odanın atmosferini yumuşattım.

Kırmızı ve turuncu tonlarda olan yayın odasında, desk masanın üzerine çöktüm ve keyif alarak yemeye başladım.

Neden günde tek öğün yiyorum? sorusuna kendimce bazı cevaplar verdim.

Çünkü 3 öğün yemek yemeyi zaman kaybı olarak görüyorum, sağlıksız olduğunu biliyorum!

Son dakikaya kadar aç kaldığımda, yemeği daha büyük bir iştahla yiyiyorum. Lokma ağızımda iken kontrol ediyorum. Evet evet daha keyifli.

Geciktirmenin verdiği hazzın daha büyük olduğuna inanıyorum. Ve çok zaman harcamayıp tek öğün ile günü sonlandırıyorum.

Ama bir izleyicim misafir olduğunda tek öğün sayısı ikiye çıkıyor.

Peki neden biri geldiğinde bunlar değişiyor ve en az iki öğüne çıkıyor?

Cevabı buluyorum!

Paylaşmayı seviyorum…

Yazının başında çalan şarkının sözlerine takılmadan melodilerine kendimi kaptırmış yemeği yemenin hazzı ile bazı cevaplar bulmanın hazzını harmanlıyorum.

Odaya bakıyorum!

Bomboş hallerini düşlüyorum.

Zaten bunu günde en az 3 defa yapıyorum…

İlk zamanlarda henüz kaşık, çatal dokunuşu olmadığı için dışarıdan sipariş edilen yemeğin pilavını avuçla yediğimi anımsıyorum.

Daha fazla mutluydum diyorum!

Bu sefer bunu sorgulamaya başlıyorum.

Bu hikayeye başlamadan önce “Acaba Amerika’yı baştan keşfedecek miyim?” sorusunun endişesini taşıdığımı hatırlıyorum.

Ve evet, keşfedilmemiş çok fazla şeyi keşfetsem de bazı noktalarda bazı şeyleri baştan keşfettiğimi fark ediyorum.

Hayatımız boyunca deli gibi çalışıyor ve belki de çok az kullandığımız onlarca şey satın alıyoruz. Son 3 aylık çalışma tempom yüzünden (Youtube için kurgu montaj ve canlı yayınlar) evde ki bir çok şeyin kullanımını azalttım. Şule’nin sallanan koltuğu 1 haftadır bu evde ama ben toplasan üzerinde 3 saat vakit geçirdim.

Çünkü yetiştirmem gereken çok şey var. Ne güzel bir bahane! Tıpkı hayat teşkalesi gib…

Gamer koltuğunda oturup yazıyorken, tam şu an sallanan koltuğa doğru adım atmaya başladım.

Bu yazı böylelikle bir ilki almış oldu. Her iki koltuktan yazılan ilk yazı!

Yüzümde şapşal bir ifade var.

Ne gelirse başımıza unutmaktan geliyor.

Unutmamalı.

Evet nerede kalmıştık.

Yemek yiyordum ve mutluluğumu sorguluyordum. (Sallanan koltuktan yazmak daha huzurlu!)

Altı yıl önce yazdığım “Yeni İnsanlar” yazım geliyor aklıma. Ardından paylaşmak.

Yemeğimi paylaşmak gibi.

Kaç zaman oldu leziz taze kanların bu eve gelmeyişi…

“Yeni insanlar gelsin istiyorum” dememle “Neden, hava mı atmak istiyorsun?” düşüncesi geliyor aklıma. Sorgulayan yanlarım eve gelen insanlarla olan paylaşımlarımı geçiriyor aklımdan. “Huhhh, hava atmak için değilmiş”

İnsanın bir çok zaman kendini de sorgulaması gerekirmiş.

Belki de karekterim değişmiş.

Bu ihtimalleri kendimden emin bir şekilde eliyorum, çünkü bir çocuk gibi bakıyorum.

Evimi ziyaret eden taze kanların yüzündeki heyecanı izlemeyi seviyorum. Bir çocuğun oyuncağını paylaştığında, bir abinin kardeşine oyuncağını verip onun oynayışını izlerken ki huzurunu tadıyorum. Yemek yerken, durup hayal ettiğimi fark ediyorum. Eve gelmiş olan 80’den fazla insanın mutluluklarını canlandırıyorum.

Hava atmadığıma bu şekil emin oluyorum.

Ve uzun zamandır bu eve taze kanların, yeni insanların, başka çocukluk arkadaşlarımın gelmediğini fark ediyorum.

Mevcut olanlar da kendi hayatları sebebi ile arada bir gelebiliyorlar. Halbuki ben olabildiğince hepsini beraber görmek istiyorum.

Çocuk parkında zıplayan eşşek kadar olan insanların umursamazlığını tadıyorum akıl odalarımda.

Yarın hayat bizi yine acı gerçekliği ile dört bir yana savuracak biliyorum. Ama en azından arada bir yapsak diye dua ediyorum.

Çünkü asırlardır değişmeyen bir şey biliyorum!

Tüm dünyanın sahibi ol, tüm topraklar, tüm arabalar, tüm binalar senin olsun…

Dünyada başka insan olmasın.

Ne anlamı olurdu?

Bu ev tıka basa dolu olsun, başka izleyiciler rutin işler için yapay zekaya sahip robot dokunsun.

Ne anlamı var…

Kalan ömrümün çocukluk arkadaşları gelmezse, yeni çocukluk arkadaşları edinemezsem bomboş evin beni daha mutlu etmesi çok normal.

Çünkü bomboş ev olduğunda, umut daha çok oluyor. Yolun başında oluyorsun. İnsanlar masumiyeti evin boş oluşundan seni yormadan anlıyor.

Ev doldukça, doymayan açlığım olan paylaşmak daha da aç kalıyor.

“Bir ömür bana dürüst, samimi, içten leziz yaklaşacağını bilsem, tüm eşyalarım senin olsun” düşüncesi aklıma geliyor.

Tekrar sorgulamalarım başlıyor.

Bunu bu amaçla yaparsam, “açlıkları yüzünden dünyayı kirletenlerden ne farkım kalacak” diyorum.

Bir çok insan, masumiyeti ile dokundu bu eve. Ve onlar bu masumiyetini koruduğu müddetçe korumam gerekir benim de…

——————————————————————–

Bugüne kadar bir çok açlığımı masum bir şekilde doyurmanın yollarını buldum! Bunu da bulmak için çabalayacağım. Hiçbir çabanın, hayat teşkalesine dönmeyeceğinden emin olacağım.

Hem bak, bu yazı da bir paylaşım şekli.

Yemek yerken aklımdan geçenleri, tespit ettiklerimi paylaştım sizinle.

Doyumluk olmasa da tadımlık oldu işte…

 

Bonus: Yazı için görsel ararken, hiç duymadığım (benim ayıbım) bu söze denk geldim.

Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

“Necip Fazıl Kısakürek”

13 Responses to “Asla Doymayan Açlıklarım 3 – Paylaşmak

  • Sevinç joys_s
    9 ay ago

    Evdeki tüm dokunuşların ; neden doyumluk değil tadımlık olması gerektiğini çok güzel açıklamış yemek yerken aklından geçenler.

  • Aslıhan
    9 ay ago

    Geciktirmenin verdiği hazla iştahla yediğin yemeği okurken uzun süre bu hikayeye hasret kalıp Son anda kavuşmanın verdiği hazzı hissediyorum.. Daha kaç insan bir şey bulacak kendinden bu hikayede bilmiyorum. Ben hala satır aralarını anlamaya çalışmakla meşgulüm..

  • Zeynep
    9 ay ago

    Okurken sanki senin sesinden dinlemis hissine kapilmak yaziyi daha da anlamlandirdi..ve evet doyumluk degil tadimlikti ama belki tadimlik olmasi daha da cazip hale getiriyordu..not:pilav kisminda ufak bi gulumseme de olmadi degil hani
    Tesekkurler Halil.

  • Serçe
    9 ay ago

    Daha fazla açlığa ve açıklığa ihtiyacımız olan şu günlerde, beyinlerle sevişip, kalplerle çoğalan bir adamın, kalabalık ve çıplak bir adamın duygularını okudum, okuyorum. Yalnızlığı kutsayan omuzlarına inat, insanları el ele zamklayan bu yolda en büyük güçlüğün terleyen avuç içleri olması temennisi ile…
    Not: “Sesine başka ses değmediğinde, paylaştığın sağır bir sessizlik olur.” Sesini unutma

  • Büşra
    9 ay ago

    Mail gelir gelmez okumama ragmen saat 00.03 e kadar sadece düşündüm.
    Yazını okurken ruhum sanki bir süredir tutsakmış ve simdi özgürlügüne kavusmus gibi hissettim. Ruhun tutsaklaşması bir bakıma başka hiçbir ruhla kaybolmaması. Ben o cümlelerini yaşarken acaba kimlerle ruhumuz birbirini buldu… Düşüncelerini paylaştık…
    İnsan kendini kendiyle bile paylaşamaz hale gelmişken paylaşmak yazını dünyada hem en kalabalık yere hem de en ücra köşeye asmak istiyorum. Paylaşın!
    Her gün planlı düzensizlikte yaşayanlar an’ı paylaşmayı unutuyorlar. Unuttum. An’ı unuttum. Dilerim Periscope Evi’ne biran önce gelirim an’ı yaşamayı hatırlarım birbirinden güzel anılarla 🙂
    Paylaşmayı en güzel şekilde bugün öğrendim. Evet sayende hissederek öğrenmeyi de öğrendim.

  • Nur ' '
    9 ay ago

    Az sözle çok şey anlatmak sanatların zorudur bana göre.
    Tadımlık olmasını seviyorum çogu şeyin. Tadımlık olsun ki keyifi artsın sözlerinin. Anlaşılma ihtiyacina binaen daha çok sözle anlatma çabasıni aşmaya başladığında lezzet yoğunlaşıyor zihnimde.
    Yemeğin ismini duyduğunda tadinin,kokusunun aklina gelmesi gibi.
    Ama burada farklı bir tat var! Ismini duymadığım yemediğim cinsten olunca yemek; kokusunu, rengini, tadını kendi tahayyülümde hayal perdesimin arkasında sahneliyorum! Bu daha keyifli. Doymak istiyorum ama tatmak her daim daha mantıklı ve baskın geliyor.
    yeniler için teşekkürler.
    yeni yeniden yenilenerek, yenilmeden sürekli ve istikrarlı kazanclarla, farkli tatlar bıraktıgınız için damağımda… teşekkürler.

  • Özlem ÖRNEK
    9 ay ago

    Yemek yemeyi ertelemen gibi oldu benim bu yazıyı okumam, utandım.
    Beyin kıvrımları o kadar dolu, o kadar karışık ki bu aralar; tam anlamıyla dokunulması gereken yerlerimi bulamam diye korktum, ertelediklerimin arasında kaybolmasın diye de uyanır uyanmaz okudum, yazıyorum..
    Dün yayında yazı kadar uzunlukta bir yazıda emek vardır, saygı duyarım demeni hatırlıyor, her şeyine her şeyimle saygı duyuyorum adam…
    Yüzümdeki gülümseme kesinlikle uyku sersemliğinin verdiği temizlikle birlikte duyduğum haz :))
    O kadar güzel ki sizi sizinle duymak, sizinle görmek.. Dokunamamanın verdiği huzursuzluğa fırsat veremeyecek kadar fazla huzurunuz.
    Zor anlıyorum bazen küçüğüm daha belki ondandır, ama o kadar farkındayım ki başıma gelecek olanların, parka giden ve bir türlü eve dönmek istemeyen çocuklar gibiyim şu aralar. Her şeye inat bütün sorumluklarımı bir yana bırakıp hep sizinle olmak istiyor içimdeki çocuk( hala çocuksun tatlım dediğini duydum), sonra farkına varıyor o monoton hayatıma dönüyorum.
    O eve beklenen taze kan benim işte diye bağırıyorum içimin en derinlerinde, sessizliklerim sesimi duyurmama engel oluyor yine, ah bir de sorumluluklarım tabi. Şuan bir şekilde oralarda olmayı, 20 25 yaşında olup istediğimde oralara gelmeye karar verebilmeyi çok isterdim.
    Şarkı bitti bilmem kaç kez, yazı bitmesin diye okudum resmen bu sefer 🙂
    Çok dağıtmadan bitireyim 🙂
    18 yaşında bir kardeşiniz var bu taraflarda ve ona çok şey katıyorsunuz,unutmayın 🙂
    İyi ki varsınız, iyi ki siz sizsiniz. Toparlamak Zor oldu , öperim çok 🙂

  • Kızıyorum zamana… O kadar hızlı akıyor ki yetişemiyorum. Gec kalmışlıklarım artıyor, eksik kalıyorum…
    Yerine koymam gerekenler ve olmam gereken yerler…
    Dedim ya, yetisemiyorum…
    Önceliklerimin farklı olmasından kaynaklanan bir durum degil bı Ya da hayata ayak uydurup robotlaşmak! Aksine meydan okuyup, olmayacakları oldurmaya çalısıyorum…
    Yemek yemediğim, uykuya dalamadığım, saçlarımı taramadığım zamanlar çoğalıyor… Geç kalıyorum
    … Gelemiyorum…

    Kilometrelerce uzaktan sevebilir mi insan birini, bir şeyi?
    Durup düşünüyorum… Tam olarak tadı keşfedilmemiş bir lezzet “paylaşmak” Bu satırları yazarken keşfediyorum…
    Evet, seni paylaştıkça seviyorum…
    Önce hikayelerimizi, sonra anlarımızı, daha sonra birlikte olan anılarımızı…
    Evet, seni paylaştıkça seviyorum…
    Periskop evine gönderdiğim o saate yüklediğim anlamlar geliyor aklıma, Tik tak tik tak çalacak ömrümüzden… Geç kalmışlıklar, yerine ulaştıramamışlar olsada akreple yelkovanın buluştuğu anlar kadar kıymetli varlığın…
    Evet, paylaştıkça seviyorum seni…
    Söz ucuyor, yazı kalıyor… Bu bloga ne zamam dönüp baksam bir kez daha seviyorum seni.

    Liste uzayıp gidiyor…
    Sigaraya başladığım lise yıllarım geliyor aklima. Babamın cebinden çaldığım bir dal sigarayı 3 arkadaş dönüşümlü içerdik, ben dibini içmeyi çok severdim. Orası sadece benim di ve hala öyle… Eger sigarami tekrar paylasmam gerekirse periscope evi icin, bu kez dibini verebilirim.
    Bencilligimi katmadan, paylasabilirim…
    Paylastikca sevebilirim…
    Sevinirim…

    Not: Bu yorum inanılmaz bir baş ağrısıyla başlayıp, tebessümle noktalanmıştır… 🙂

  • Bir yerlere ya da bir şekilde, erken ya da geç fark etmeksizin, gelebilmenin vereceği hazzı biliyorken; o anı tadarken yenilen tek öğün yemek uyarmış bence Kayıp Kardeş seni. Olayın; hedef hatta hedefe giden yol değil, zaten o süre boyunca OLAN olduğu aklına GELMİŞ. Gelmiş diyorum çünkü senin içinde olan ve benim zaman zaman hatta birzamanlar gördüğüm bir şey tekrar oluşmuş. Uzatmadan ve (Üvey Evladın had kapasitesiyle) kısmen doyulan açlıkların ASLA DOYULMAYACAK OLAN AÇLIKLARI asla geçmemesi dileği ile..

  • darlydikson
    9 ay ago

    “Yarın hayat bizi yine acı gerçekliği ile dört bir yana savuracak biliyorum. Ama en azından arada bir yapsak diye dua ediyorum.”

  • hulyaaunall
    9 ay ago

    ………..

    ………..

    ……….. noktalar üstesinden gelinen zorlu sürecin temsilcisi..

    Yoğun bir koşturmanın ardından zamanın doğal akışına dönmeye başladığı ilk günümde içimi dökmek geldi kelimelere..

    O yüzdendir ki bu hikaye de beni ben, bizi biz yapan(tilkiler) ilk doğduğumuz blog topraklarına parmak basmak istedim 🙂

    Müsadenizle başlığınızın bir kısmını ele alarak yazıma başlamak isterim ” Asla Doymayan Açlıklarım (ız)”..

    Açlıklarımız dedim sahiplenmenin ve sahibi olmanın arasında ki ince çizgiyi korumanın bilincinde olarak.

    Öyle bir hikaye ki hem yazarının hem okuyucularının aç olduğu; hepsi aç farklı bir çok konuda ama özünde her biri aç olduğu için burada….

    Sığ düşünenlere sesleniyorum açlıktan kastettiğim parasızlık değil hemen tespit kasacağınıza yazının devamına doğru ilerleyin ,

    Eeee tabi kastığın tespit Fizana ulaşsın istiyorsan kal orada hiç gelme,dosdoğru tespit kasma KM’si fazla olanlar mezarlığına..

    AÇIZ kimi samimiyete, kimi sıradışılığa, kimi güvene, kimi heyecana ,kimi kendi olmaya, kimi tazeye, kimi başarıya 1,kimi şefkate 2, kimi paylaşmaya 3, kimi tazelenmeye, kimi aidiyete, kimi sana , kimi bana , kimi ona vs…

    Bu yazdıklarımın toplamının sendeki karşılığı = Taze Kan

    Bizdeki karşılığı kişiye göre=solo, duo ,squad Açlık

    Hatırladıkça sevdiğim “Sen aç kaldıkça biz doyacağız” ‘a ek olarak söyleyebileceğim biz aç kaldıkça da senin doyacağının bilinci ve huzuru içinde bu taraftan bakıldığında ne özel bir döngünün içerisinde bulunuyor olmak..

    Doğanın besin zinciri olduğu gibi bu hikayenin de bir açlık zinciri var..

    İstiyorum ki daha da aç insanlar gelsin dahil olsun onların açlıkları senin doymanı bizim doymamızı, senin açlıkların onların doymasını bizim doymamızı sağlasın tokluğa yakın hisse birlikte ulaşalım ama unutmayalım, doyuyor olmanın sonunda açlık yine baş gösterecek nefes bedende olduğu sürece devam edeceği gibi

    Yaşamak için yemek lazım…

    Günde 1 öğün yemek yetiyor sana buna bir nedende ben eklemek isterim; Tek öğün çünkü senin açlığın bedeninde değil ruhunda fani dünya nimetlerinin bedenine girmesiyle doyabilecek türden değil..

    Son olarak yemek sepetinden verilen siparişler karnımızı, Farkındalık sepetinden vereceğimiz siparişler doyamayan açlıklarımızı yatıştıracaktır.

    Her yayında teslim süresinin 30 dakikayı geçmemesi dileğiyle 🙂

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: