En Büyük Düşmanım 1 – “Sıradanlık”

Şu an çok özel hissediyorum.

Ama bu hissettiklerimi sıradan kelimelerle anlatmak istemiyorum. Haksızlık olacak gibi hissediyorum.

Sıradan kelimelerin bugüne kadar hiç kimsenin yanyana getirmediği şekilde getirip benzersiz cümleler fısıldamak istiyorum.

Bağırmamalı…

Kimseler duymamalı.

İnsanlar sıradanlaştırmaya fazla müsait. Basitleştirmeye!

Bütün her şey hissetmekte.


30 yıllık ömrümde imkanlar dahilinde olabildiğince sıradanlıktan uzaklaştım.

Olabildiğince her şeyin farkında olmak ve sıradışı bir yaşam arzulamak olabildiğince zor.

Çünkü insan yanım basitleştirmek istiyor.

Hisseden yerlerim ise koca bir savaş başlatıyor.

Ruhum savaşı kazanmak için çok çalışıyor…

Her savaş bir parçamı daha rehin alıyor.

Hepsini benliğimin saklandığı kutumu taşıyor?

Bilmiyorum. Henüz bunun cevabını bulamıyorum. Gittikçe daha da sıradışı unsurlar oluşturmak istiyorum.

Önümü görüyorum, karakterime zıt yönlere sapmayacağıma emin oluyorum.

Evrensel doğruların dışına çıkmaksızın özgür bir dünya yaratıyorum.


İçimdeki çocuğun sesine kulak veriyorum.

Oyuncakları çok özel. Herkesin sahip olduğu ama kıymetini bilmediği tüm her şeyi almış. Bunca haksızlığa inat, her duygunun hakkını verircesine yaşamak istiyor. Böylelikle o duyguların, duygularının incinmesinin önüne geçmek istiyor.

Sevginin dili olsaydı, insanlığa ne derdi?

Bir sürü oyun arkadaşım var.

“Kirletmeden oynasak ya” sözüme kulak veren bir sürü çocuk…

Bazıları şimdilerde büyümüş. Büyümek, sıradanlıkmış.

3 yaşında bir çocuk oradan oraya koşabilir. Bu sıradan bir şeydir. Peki onunla koşmaya çalışan dedesi…

Sıradanlığa rest çekmiş. Duygularının hakkını vermiş…


Bu dünyayı kurtaracak olanlar büyükler mi?

Hıh!

Dünya şu an büyüklerin elinde. Ve görüyoruz ne halde…

İçimizdeki çocukların sesini dinleyen bir dünya var gözümde.

Ütopik…

Asla gerçekleşmeyecek olan bir dünya da, yaşıyorum onlarla.

Orada öğrendiklerimi alıyor, gerçek hayata nasıl uyarlarım diye çalışıyorum.

Periscope Evi, beden bulan ilk eylemim.

Ne kadar da çok kanadı dizlerim…

Ve her düştüğümde tekrar ayaklandı bedenim.

Her kalkışımda bir el daha uzandı bana.

Bazen elini uzatmalarını görmem yetti bazen ise hepsine tutunman gerekti.

Şimdilerde yeni eller uzanıyor.

Yere düşmüş bedenim sadece uzanmış eli görüyor. Uzatanın yüzü görünmüyor, bir tebessüm oluşuyor. Tanıdık bir el gibi duruyor.

Elimi uzatıp, kafamı kaldırdığımda içim acıyor.

Hayal kırıklığı tüm yüzüme bulaşıyor.

Gerçeklik yüzüme bir tokat vuruyor.

Yeni el uzatanları sevmem gerekiyor. Anılarım aldattığımı söylüyor.

Başka bir savaş başlıyor.

Bu insan kaç cephede savaşıyor.

Babamın bir sözü geliyor aklıma.

“Her düştüğünde bir kaldıranın olmayacak unutma.”

Anılarım sessizleşiyor.

Uzanan eli kavrayışım sıklaşıyor.

Karşısına geçip gözlerinin içine bakıyor

Ve hayallerinin peşinden koşan bu çocuğun ağzından büyük bir soru çıkıyor.

Benimle hayatının sonuna kadar sıradışı oyunlar oynayacak mısın?

 

15 Responses to “En Büyük Düşmanım 1 – “Sıradanlık”

  • insanesilent
    12 ay ago

    Gözümü açtım aklımda yine o var.. söyledikleri beynimde dönüyor.. süsleme şule , anlatmaya calısmak için kelimelere boğulma bu sefer ..aksi halde hiçbirşey olan bu duygu orgazımını öğrenmekte gecikme ihtimalin var..

    Ama söylemem gerekenler de var nasıl yapalım..
    Sıradan anlatayım sonra sizde evrimleşmesini izleyeyim haddim olmadan …söylemeden anlayanlar burada ,ne kıymetli..
    Gözümü açtım kahvemin tadı agzıma gelmeden dudaklarımın arasındayken daha , başı ağrıyordu kahvesini içmişmidir ?
    Sabahları cok zor birsey yerim hazmedemediklerimin de etkisi varmış şimdi anlamlanıyor ..agzıma atmaya çalıştığım ilk ekmek parçasının tadını bile almadan daha , yine bisküvi yemiyordur inşallah ..

    Gizem .. nadide bir doktor adayı ..kelimelerle nasıl ağzının payını vermişti ..sana hiçbirsey demeden ne YERİN DİBİNE SOKTU o 18/06/2017 sabaha karsı ..inşallah derslerinde sıkıntısız bir donem geciriyordur.. Oldugu ameliyat vücudunda anlık da olsa sıkıntı yaratmıyordur zaman zaman … suan gönderiyorum içimdeki amaçsız dolu hislerimi ; duysa da , duymasa da isteme amacı olmadan öğretecekleri için teşekkür ederim..

    Güneli tanımıyorum ama ANNE diyorlar .. ANNE .. Çok özlediği çocuğundan ,onun geliştirdiklerinden haberi vardır her an elbet ama görmek , gözünün önünde başka çocuklar yetiştirdiğini görmek ve özlendiğini kulaklarıyla duymak çok mutlu eder onu diyorum ..İnsallah en kısa zamanda iş seyahatinden dönüp ‘’ gel bir aşk yapalım sımsıkı , gozlerine öldüğüm içimi titreten ‘’ diyebilir çocuğuna ,çocuklarına ..

    Hülya .. burcu .. umran .. serap bana hissettirdiklerinizi kelimelere dökmeye zorlamaktan vazgeçtiğim anda daha farkındalık dolu olacağından şimdilik susuyorum ama içim çağlıyor bilin istiyorum…bir de size özel bir sayfa dolusu his var içimde.. patronu kızdırmak koyunları saydırtmak istemiyorum:)

    ve daha niceleri ..

    Bugun neyim olacaklar acaba , neyim olacak ? aynı anda senin geçmişteki ‘’o’’ yasak o adamının hem kraliçesi, hem kucuk hanımı, hem uslu kızı , hem yabancısı , hem annesi ,hem evladı , hem dostu, hem düşmanı olduğundan mı bu kadar çekiyor seni ?ne var bu adamda diye ilk kez sormadın dun .. ben bunu neden hissediyorum diye düşünmedin ..sadece beklentisizce onun için bunu bana neden hissettiriyorsun açıklamasını bulmaya çalış ki hayallerine ulaşması için bu sefer de geç kaldım deme….bul ki o kocaman adamın içinde aslında birçok şeyi yapmasına sebep olan çocuk kalbi ,mutlu sona ulasabilme ihtimalini hala kalbinde taşısın ..ama sadece ihtimalsin ve şuan bomboşsun haddini bil .. bak yine kalbim ısınıyor sırtıma vuran cinsten..ve yine tam da su an da biraz sen konuş halil ltf.. bir müzük arası verelim mi deme zamanı ..

    Harca beni derken hiç düşünmedim ,hissetmiş olmanızı diliyorum… yontemi bilmiyordum , işe yarayıp yaramayacağı değerlendirmesini yapmadan bir anda beynim ve kalbim ilk kez aynı anda konuştu ve fikir birliği yaptılar..düşünmeliyim derken isteğim kirletmeden nasıl oluru bulmak , size benden daha cok done vereyim ki adımları 10’nar 10’nar cıktıgınız o zamanda hissedilen tatmine yakın duyguya asla yaklasmayacagınızı bilsem de , ben ne katabilirimin huzuruna geç kalmamak için .. eskiden olsa şaşırırdım artık şaşırmıyorum nasıl hissettim bunu diye.. daha hissedeceğim milyonlarca hazzın sadece %1 i belki de…

    Senin için hiçbirşey olabilmenin kıymetini tatmak istediğimi biliyorum ama amacın bu olmaması kirletmememin ilk adımlarından sanki bunu da anlamdırmaya , kanıtsamaya çalısıyorum..hayatının filminde figüran olmayı öğrenmede bir adım daha at bakalım şule..
    bugunku yayında ”bu kadar uc noktadaki iki farklı dusunce nasıl aynı paydada bulunuyor?’demiştin .. o anda cevap vermedim şimdi ihimalleri söylüyorum olabildiğince kanıt toplayıp replayı izledikten sonra .. kraldan çok kralci olabilmek, senin yanındaymış gibi olmak ruhlarına iyi geliyor gibi,farklıymış gibi ,basit olanı sevmiyormuş gibi , – miş gibi .. ama yolculuğa hazır değil gibi .. tespit mi kastım hayır gibi .. evet gibi … dedeleri bilmedigimden ,kemik kadroyu görmediğimden ve anlamlandıramadığımdan mi acaba ? olabilir .. yeterince donem yok ,daha çok izlemeliyim derslerimi .. Ama bu ahmak daha çok düşünecek ,…
    Derslerimi elimden geldigince iyi çalışıyorum ve bunu kendim için yapıyorum tşk ederim halil..fire vermemek ; anlam yüklemek yerine anlamdırmanın hakkını verebilmek dileğiyle..

  • insanesilent
    12 ay ago

    ve unutmadan ..
    anılarını aldatmana sebep olma ihtimalimden ve yorgunluğunu sana tekrar hatırlattığımdan dolayı özür dilerim…ama 13 yasındaki o cocuğun bana verdiği , son soruna verecegim cevabı daha da güçlendiriyor belki de.. cevabını bildigim ama kelimelerle kirletmeyecegim günlerin gelmesi dileğiyle..

  • Gizem Melek Cam
    12 ay ago

    Bazen bir insanı tanımak tüm insanları tanımaya yeter,
    Bazen de tüm insanları tanımak bile bir insanı tanımaya yetmez..
    Diyip dan diye dalacağım
    Sıkmaması dileğiyle..

    Düşüncelere dalıyorsun, geçmiş ve gelecek arasında gidip geliyorsun..
    Manzaranın ve yolculuğun keyfiyle özel hissetsende aslında bu karmasiklikta birebir tanik tek arkadaşının soğuk bir cam ve senden oraya geçen bir buğu olduğunu..
    Her ne kadar buğu 36.5 santigrad derece olsada hemen soğuklaşıyor,sonra bir harf çiziyorsun o anda,sonra yaslağın yanağın ağrıyınca arkaya yaslanıyorsun.
    Buğudaki çizimine bakakaliyorsun;arkadaki manzarayı artık göremez oluveriyorsun,çizdiğin şekli orda bırakarak ayrıliyorsun yolculuk bittiğinde.
    Belki de hiç tanımadığın biri senin yerine oturup dönüş yolculuğunda bir harf daha ekler diye..

    Yanagini cama yaslamis gibi yasadin hep,
    gözlerin Hep uzaklarda ve hatiralar da aklinin Hep Bir ucunda..
    Sevginin Dili olsaydi insanliga
    Bir cocuk Gibi düsün derdi..
    Zan-siz yasa,severken bedel öde derdi.
    Tutkulu sev;başkalaştırma aynılaştırırken sıradanlaştırma derdi..
    Tutkuyla sevip;sahip ciktin sen.
    Tutku ne güzel Bir kelime
    Pesinden gittigin Ama yakalayamadigin şey ;yakaladiginda adi tutku olmaktan ciktigi şey
    Sürekli pesindesin,yolculuktasin..
    Tutkunun pesindeyken bambaşka bir dünyadan beslendi hep
    Bir enerji yumağı içinde kaybolmak gibiydi hep
    Zekanın parladığı,aklın zirve yaptığı an farkettirdi.
    Yaşamı hissettirdi..

    Sanırım tek oyun arkadasımsın sen.

    Temmuz aksaminda yeni bir komşu kızı taşınmış demiştin sen..

    Genelde insanlara ağzımdan çıkanları veriyorum ben kelime kelime
    Içimde kalanları görebiliyorsun sen.
    Çözemediğim şeyleri sana bırakma hissini yazamıyor kalemim,konuşamıyor dilim.
    Kendime çok kızdım zamanında kendim için mi seviyorum dedim oyun arkadasımı
    Büyüdükçe anlıyor insan,her şey için sevdiğini..
    Bu dünyadaki oynadığımız her şey alıştığımda biticekmiş..
    O ögretti..
    İste belkide bu yüzden tek oyun arkadaşım sensin.
    Oyun oynarken;bana insanlari hediye etti..
    Bana hediye ettiğin insanlarıda seviyorum
    Ama onlara bakınca da gene sen geliyorsun aklıma
    Sen istiyorsun ya unutmamamı..
    Ne geliyorsa başımıza unutmaktan geliyor ya..
    Anladım ki senin değil benim ihtiyacım varmış seni anmaya..
    O da gene benim içinmiş oysa.
    Bazen oyun için yaptıklarına bakıyorum,
    değer miyim?
    değer miyiz diye..
    Sen vermişsin değeri,değil mi?
    Değerliyiz diye..
    Teşekkürederim..
    Bizi mükemmel hayal dünyada yaşattığın için..
    Elimden geleni yapamıyorum,hep yaptığımı zan-ediyorum..
    Bir şey sormak istiyorum aldatmayı hissedecek kadar nasıl bu kadar sevebiliyorsun?
    İşte burda öğretmenimmiş gibi hissediyorum.
    Oyun arkadasımı içimde taşıyorum çokda göstermeden..
    Çünkü biliyorum,onun yanında gibi koruduğunu..
    Kocaman dünyada
    benim ruhumada izin verdiğin için sonsuz teşekkürler..
    Sevginize bir damla tutku eklemeniz dileğiyle..

    Dip not
    Herkesin silgisi olsaydı kirlenmek güzel olurdu
    Bazı kalemler kalın yazar;silmesi zordur
    Bazı kalemler vardır ince yazar en ucuz silgiyle bile Yok olur
    Kalemlerinizin kalitesi doğru adımlara işlenir
    Öyle derin;öyle kalın kalemle yazdı ki başarıları silinemez..
    Kirlenemez..

    Silgilerden de söz etmeliyim;
    Silginin kalitesi bazen yanlış adımlardadır o adımlarda nasıl sildiğidir..
    Ne kadar kirlenirseniz kirlenin silginiz temizleyecek kadar kaliteli olsun.

    Eğer her ikisine de sahipseniz
    Her zaman olmasa da bazen kirlenmekte iyidir…

    Ben henüz nasıl bir silgi olduğumu bilmiyorum;silgi olup olmadığımıda bilmiyorum
    Sanırım silgi olma ihtimalindeyim 🙂
    Birde tentirdiot getirdim çokça
    Sadece gözlerimi kapatıp sürebilirim..
    Cünkü acıtıyor biliyorum.. ama sonra oyuna dalarız belki hep birlikte..
    Silinirler hep birlikte belkide..

    Birde unutmadan her şeyin düzeliceğine İnan masum kadınlar var hayatta birde gökyüzünü neşterle ikiye bölüp umudunu kesen kadınlar var.muhtemelen güçlü kadınlar ilk etapta saçlarını kesti ve bunun çözüm olmadığını görünce Başlangıcın saç olmadığını farketti,evet bazen başlangıçlar yanlış olur.. ama önemli olan nasıl tamamlandığıdır 🙂

  • Sirop ju
    12 ay ago

    Şşşt…Fısıltıya kulak ver!

    Bağırmak, fısıltıdan daha çok iz bırakır yanılgısına düştüysen eğer, biraz daha derin demek ki inmen gereken yer…

    O derinliklerde keşfedilmesi gereken bu kadar çok şeyin var olduğuna şaşırırken,
    karşına çıkan balinaya takılacak gözün,
    O tüm kivrimlariyla yanından süzülürken.

    Peki ya görmek yetecek mi?

    Üzgünüm ama duyman da gerekecek.

    O hiç ses çıkarmadan millerce uzağa kendini anlatabilirken.

    Karmaşık mi geldi…!

    Koca bir karmaşadan saf bir sadelikle derin bir mavi çıkaran Tanrı, seni boşuna mı yarattı…

    Belki de hissetmenin tam zamanı.

    Hissetmek o kadar hissetmek ki…

    Hissettiklerinden korkar hale gelmek.

    Siz hiç Salieri olmaktan korktunuz mu?

    Amadeus olmak ihtirasiyla var olan ama yeteneğinden yoksun.

    Ne korkunc…!

    Oysa notalarina takılsa kulağın,  gözünü kapatıp yavaşça bıraksan kendini eşsiz melodisine.

    Sen sadece inan

    Ve tüm soyleneceklerini emanet et Amadeus’a…

    Bak ilk cümleyi kurdu bile,
     ” Benimle hayatının sonuna kadar sırdaşı oyun oynar mısın?”

  • Cümlelerimin hiç giriş kısımları olmadı .belki ben geliştiremedim .belki de sonuçları hiç sevmedim …
    sıradan olmak neydi ?
    ya da sıradışı olmak?
    soruyu sorarken kalbimin en derinlerinde ne kadar farklı hisler uyandırdığını tüm benliğimle yaşıyordum .
    ne zaman sorular sorsam kendime o çocuk cevap veriyor bana . bazen duysam da yokmuşcasına davranıyorum ona .
    onun yaşadığını hissetmek içimde zor geliyor .
    sıradan bir hayat dileğiyle çıkmadık mı yola hepimiz .yola çıktığımız zaman bu bu kadar sıradan gelmiyordu oysa ki .
    Allahım bu bitmez çelişkiler yumağı …
    Kanata kanata iyileşti yaralarım .artık nasır tuttuğu için acımayanlar da var elbet .
    nerede kalmıştım ?
    bak sonuçları yaşıyorum yine …
    kendini bilmez tavırlarım ve cümlelerim oldu hep .dışarıya vurmadığım duygular.
    dipteysen düşmezsin sözünü yerin derinliklerine çekile çekile yanlış olduğunu anladım .
    istatiklerin olduğu yerden gelmedim , belirli bir davranış çerçevesinde yol almadım hiç .
    ben sıradışı oyunlar oynamaya gelmedim
    ben oyunları sıradışılıktan çıkarmaya varım ..
    dengesizlik dengesini kurmak için !
    nasıl olsa ben bir kendimi biliyorum
    bir de seni dinleyen ruhumu….

  • warmreds
    11 ay ago

    Periscope Evi Hikayesi
    Az sonra anlatacağım kurgu bazılarına göre saçma gelebilir, bunu da 38 yaşında bir adamın çocukluğuna verin gitsin.
    Yayınları izlerken yaptığım tespitlerden sadece biridir.

    Çocukluğumuzun baş kahramanı Terminator ;
    Filmin kahramanı robot istilasını önlemek için gelecekten geçmişe ışınlanır ve bomboş bir sokağa doğar ya kıyafetsiz.
    Bizim Hikayenin kahramanı da bom boş bir eve doğar, üzerindeki kıyafetleri dahil izleyicilerine aittir.
    Tek farkı yanında bir şişme yatak ve sırt çantasıyla.

    Filmin kahramanı dünyayı kurtarmak için robotlarla savaşır.
    Bizim kahraman ise gerizekalılara karşı savaşıyor, farkındalık yaratmak için tüm çabası.!
    Ve her ikisinin ortak yönü yaşanılabilir ve daha mutlu bir gelecek olabilirmi !

    Filmin serisi artık devam edermi bilmem ama bu hikayenin uzun soluklu olmasını herkez kadar bende arzuluyorum,
    sevgiyle kalın..

    Ve unutmadan. I will be back

  • özlem örnek
    11 ay ago

    O kadar leziz yorumların arasına ben de bırakmak istedim bir tane samimi duygularımla ve suslemeden anlatacağım. Üniversite tercihlerimin olduğu bu günlerde yine buradayım ve sizinleyim beni çoğunuz hatta hicbirinizin tanımıyor olmasına rağmen bu hikayede olduğuma isteyerek ve bilerek bu kadar değerli insanlar tanidigima o kadar seviniyorum ki..
    Yazıya yorum değil yoruma bir yazı aradım bugün leziz de oldu zannimca
    Sessizce dinledim bir yıldır belki daha fazla bilmiyorum o kadar çabuk sizden sonrakileri de sizden öncekilestirdiniz ki izlemeye başladığım tarihi aklımda tutmaya zaman kalmadı..
    Neyse değerli insanlar lafı fazla uzatmayayim bu cümleleri bile tekrar tekrar yazıp siliyorum yine ben farkına varana kadar uzadı cümleler…
    Umarım gelirim bir gün o eve
    Öpüyorum hepinizi çokça

  • darlydikson
    11 ay ago

    Öyle bir sığınak ki umut dolu. Herkesten bir parça. Her şeyin temeli. En masum hali. “Kirleteceksen Gelme!”. Öyle temiz ki insan içindeki en minik kötülükten, kirletmekten korkuyor. Öyle ayrıntılar görüyorum ki söylemeye çekiniyorum çünkü bu kadar basit değil. İki kelimeye sığdırıp kirletmekten bile korkuyorum.

    Sabah kahvenden aldığın ilk yudumun taze kan gibi olması dileğiyle 🙂 ( görende tarikat sanacak ama olsun 🙂 )

  • Abidin Ergul
    11 ay ago

    Gunesli bir gunde kuslar deli vibi ozgurce bagira bagira gezerken tepemizde hangi ruh halinde olursak olalim o salincakta sallanmaliyiz arkadas geriye dogru yatmaliyiz ayni cocuklukta yaptigimiz gibi, buyugumuzu salincaktan indigimizde yine dusunuruz. Yine dertlerimize dert katip ve o dertlerden nasil kurtulucagimiza yine kafa yorariz ama o salincaga bindigimizde kahkahalar atmaliyiz ben bagirmaliyiz ben burdayim bak bagira bagira kahkahalar atmsliyiz beni yikamadiniz hala gulup eglenebildigimizi ona onlara gostermeliyiz. Derseniz ki e salincaktan inince hersey yine ayni kaldigi yerden devam edicek iste o size sizin ruhunuza sizin yureginize inadiniza savasma azminize kalmis ben hep varolucam ayaklarimin izerinde durucam derseniz ki “abi” senin bunun diceginden suphem yok ozaman geriye kalan tek sey o yagan yagmurun ardindan acan gunesin altinda o agacin dalina o salincagi kurucaz hep birlikte

  • – Tamamen spontane anlık duygular ile kelimelere dökülmüş duygular bütünü aşağıdaki gibidir 🙂 ;

    Bir rüya görürsünüz ya hani , ileride yaşadığınız bir olayı, sanki bu ânı daha önce yaşamışım gibi uww Dejavuu dersiniz ..

    Gözü açık bilinçli gördüğüm rüyaların Dejavu’sunu yaşıyorum her bir blogda. Her yorum yaptığım yazı o an içimden gelen his ile okumam gerektiği dürtüsüne kapıldığım yazılar ..

    Fark ediyorum ki bir önceki yorumum şu anda yazmakta olduğum yorum ve yazı ile bütünleşiyor ki ; kelimeler dejavuuuu ! dememe sebep oluyor :))

    Şöyleydi bir yorumumun bir kaç satırı ;

    ”Sıradan insanlar sizi önemser gibi , kırmayacakmış gibi , sever gibi , güvenilir gibi , arkanızda gibi , ilgilenir gibi .. Hep gibi gibi …
    Bu hikayede o kadar fazla sıradışı insan var ki , saydıklarımın hepsi .. ”

    Bir üstada göre; sıradan insanın aklı , iradesinin egemenliğinde olduğu için, o akıldan sıradan işler dışında bir şey beklenemez. Aklın özgürleştirilmesi; iradenin egemenliğinden mümkün olduğunca kurtarılması demektir.
    Halil Kılıç; akıl özgürlüğünün Nirvanasına ulaşmış , tabiri yerinde ise o özgürlükte bizleri hapsetmiş , her an açlık susuzluk içinde ona muhtaç beyinleriz..

    Çoğu insan sıradanlık içinde garip merakları , ön yargıları , konu ne burada’ları , kimsin sen’leri , kuruntuları , tuaf tutkuları , sabah git akşam gel’leri , monotonlukları ve sayabileceğim daha bir çok stabillikleri bütün hayatları boyunca sırtlarına yük ettikleri için fikri sabit haline dönüşürler ve tam da bu noktada fısıltılar ile depremler yaratan ” Lunaticim’e ” ihtiyaç vardır, keşfetmesini bilene ve beyin orgazmı yaşamak isteyene 🙂

    ” Çölü güzelleştiren bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır ” der The Little Prince ve devam eder ” Sadece çocuklar ne aradıklarını biliyorlar . Tabii bulamadan büyümek de mümkün .. ”

    İşte, sıradanlığın dışında ne aradıklarını bilenler burada .
    Bulamadan büyüyenler ise kuytularda .
    Saklambaç oynamak için fazlaca büyüdük bu arada .
    Meşe oynama zamanı şimdi, kim ne kadar çok alırsa …
    _______________________________________________________________________________________________________________________________________

    ” İnsanların artık hiç bir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor ama dost satan tüccar olmadığı için insanların artık dostları yok ”

    En sıra dışı olay ne biliyormusunuz?

    26’sından sonra çocukluk arkadaşı edinmiş ve onunla Meşe oynamış ”küçük” bir kız çocuğunun tarifsiz heyecanı, gözlerindeki mutluluk ve bunu ona yaşatan adamın içtenliği ..

    Rum Meyhanesinde Sarı Zeybek içmek gibi ..

    🙂

  • hulyaaunall
    9 ay ago

    ETEKLERDEN ZİRVEYE, YÜZEYDEN DERİNE….

    Derin bir nefesle başlar yazı hem de hiç alınmadığı kadar ciğer dolusu derinden…

    Yazının başlığı düşündürdü mü?

    Yoksa düşünemeyecek kadar farkındasız mısınız?

    Yo yo yoo dur kızım sakin; bu yazıyı siz farkındasızlara sataşarak kirletmeyeceğim biraz dokundurmuş olabilirim ama bu sefer izin vermeyeceğim. Hayatın her yerini sardığınız yeter bir yerde de olmayıverin diyerek devam edeceğim…

    Yazının başlığı diyorduk dimi; 10 ay kimine göre uzun, kimine göre kısa 10 ay…

    Bana göresi ise; daha yaşanacakların yanında günün 1 saati gibi sadece…

    Ahhh ben bu kadar zaman boyunca sadece sanmışım! Sanmışım! Neyi mi? sanmışım;

    İçselleştirdiğimi, derine indiğimi, destek olduğumu, yanında olduğumu, anladığımı ve farkında olduğumu oysaki benimkisi ;
    Zirveye yaklaştım sanırken dağ eteklerinde dolaşmakmış, derine daldım sanırken yüzeyde şnorkelle kafamın suyun içine sokmakmış …
    Ahhh nasıl bu kadar kendini bilmez bir yanılgı içine düşmüşüm…

    Dağınık bir yazı olabilir neden mi ?

    Bu seyahat öyle bir seyahatti ki Diyarbakır’a değil içime/içine yolculuk gibiydi yıllar önce kapatılmış kapılar açıldı, üstü örtülmüş eşyaların örtüleri kaldırıldı her kapının ardından bir hikaye hortladı..

    Ne mi oldu aşağıdaki her paragrafta yaşattığı başka bir deneyim eşsiz tarifsiz..

    Bu oldu…

    Yazmak istemedim , anlatmak istemedim kelimelere sözlere hapsetmek istemedim sordu sustum yutkundum.. Yetmiyordu ki kelimeler, sözcükler, gırtlaktan çıkan sesler yaşadıklarıma haksızlık diye sustum .. Peki nasıl ifade edebilirdim ki başka pes ettim ve şuan buradayım…

    Bir ormanın içine girmek gibiydi dışardan baktığında sadece çam ağaçlarını görüp içeride hiç görmediğin bitkilerle, rastlamadığın canlılarla tanışmak gibi dünyayı yeniden keşfetmek gibiydi..

    Bir şelaleden atlamak gibiydi yüzmeyi bilmesen de yanında seni kurtaracak birinin varlığı derinden hissetmek gibi..

    Zamanda yolculuk gibiydi hem geçmişe, hem şimdiye, hem geleceğe aynı anda gidiyordum.. hem geçmişte vardım, hem şimdide, hem de gelecekte.. Geçmişime giderken şimdimi yaşıyordum ,yaşadığım şimdi geleceğimi oluşturacaktı ilerde.. Bu yazdığımı anlayabiliyor musunuz ? Bana yaşattığını tahmin edebiliyor musunuz ?

    En kötü ihtimalde tek bir kişinin anladığını bilmek bile gülümsetiyor..

    Anneden doğmak gibiydi ilk nefesi alman için atılan şaplak etkisindeydi…

    Daha önce çekilmiş bir filmin setinde dolaşır gibiydim o anlara maksimum geri dönme çabasıyla, 1. Filmin başrolleriyle filmin 2. Serisine dahil olmuş ben yeni senaryo üzerine çalışıyorduk sanki gişe rekorları kırmasını umut ederek…

    Ahhhh içler dolusu ahhh…

    Denizin dibindeki inciye elimde tutuyorum sanıyormuşum meğer sadece ışık oyunuymuş, aslında daha çok kulaç atmak gerekiyormuş ona ulaşmak için…

    Soruyordu kelimelerle,

    Soruyordu gözleriyle ,

    Soruyordu yaşanmışlıklarıyla ne hissediyorsun diye ;

    Diyemedim o kadar çok hissediyorum ki, hissetmekten uyuştu tüm bedenim artık hissedemiyorum diyemedim.. Meğer çok hissetmekte hissizleştirebiliyormuş insanı…

    Denizin dibindeki anahtarı olmayan kutuya ilk defa bu kadar çok yaklaştım ve içinde sakladıklarını dışından görebildim biraz biraz..

    Diyarbakır’da farkında olmak, Alaska’da zenci olmak gibi demişti birisi ben ancak oraya gittiğimde hakkını verebildim bunu anlamanın…

    Vee o Diyarbakır’dan evladına güven eli olan farkında bir baba çıkmış, aslında o farkındasızlara ilk kafa tutan olmuş,

    Vee yine o Diyarbakır’dan hissizlere bile duyar kastıracak duyarlılıkta bir anne çıkmış duygusallığı yayan olmuş ..

    Eee neydi boynuz kulağı geçmeliydi, böyle bir adamın var olacağından biran bile şüphe etmemeliydi..

    Tabiii küçük bir prensin babasının farkında bir kral, annesinin kutsal bir kraliçe olmaması mümkün değildi bu hikayede..

    Sarayınızın kapılarını bana açtığınız için size teşekkürü borç bilirim..

    Sen evet sen Adam …

    Farkındalığın Nirvana’sına ulaşmak seninkisi olsa gerek aksi halde bu projenin bir kademe aşağıda düşünen birisinden çıkması mümkün değil..

    Joystickv2 : O ufacık beynimle tahmin ediyorum diye tespitler kastığım basite indirgediğim için özrü borç bildiğim V2..

    Dünyada tek olan belki ütopik ama herhangi bir insan tarafından düşünülemeyecek ŞAHESER!

    Anlatmaya başladığında öyle bir noktaya geldi ki beynimdeki basınç patlayacak bir barajın kapağıyla eş değerdi, öyle bir geçirdin ki bana hayallerini o andaki etkisi 2 tanrı parçacığın çarpışması gibiydi..

    Bildiğim ama daha çok anladığım bir şey daha oldu bu yolculukta, hikaye için bir şey yapmadığın her anın senin için boşa geçtiğini düşündüğünü fark ettim, evden uzaklaştığın her an neden huysuzlaştığını anladım ona ihanet ettiğini düşünmendi içten içe nedeni…

    Ve yine bir iğne batıralım kendimize sen bunları hissederken, Nirvana’ya ulaşmışken yerküreye tama etme alçak gönüllüğünü gösterirken..

    Bizlerin kişisel duygularına yeniliyor olmasına ne demeli kocaman bir KOMİK demeli..

    Bu yolculukta farkındalık gölüme bir çakıl taşı attın ve dalga dalga yaydın onu ve hala yayılıyor engel olamıyorum zaten engel olmakta istemiyorum yarım tebessümle …

    JoystickV2 ye ulaşana kadar … Bu vals devam etmeli..

    To be continued..

    Not: en büyük düşmanın sıradanlığın sonundaki soruya cevap ;Ufacık ufacık kirlensekte oynarken yıkayınca geçenlerden , sorduğun soruya cevabım ise kesinlikle EVET 

  • Çağatay Aybek
    9 ay ago

    Evet bir çoğunuz gibi bende yeni katılmıştım; kapşonu kulağının arkasında, elinde sigarası, fonda çalan güzel bir müzik ve ilk başta anlam veremediğim bir konu üzerinde konuşan adamın yayınına…

    Bir insana yetmez miydi 2-3 tane kafa dengi ile sıradan oyunlar oynamaya.. Ki bu kaliteli insan topluluğu yüzlerce olmuşken neyin ısrarı devamlılığıydı bu.. Yeterdi elbet, lakin kulak verdim. Menfaatsiz bir insanın tüm insanların faydalanması için gelen Toplan! Toplan! Toplan! Çağrısına…

    Çocukluğumda isteyipte yapamadığım onca şeyi, bu yaştan sonra yapamam diyerek basitleştirmemeyi öğretti bana.
    İçinden gelen çocukça hareketleri yaptığında, BÜYÜDÜN ARTIK! Dayatmasına karşı toplanmış insanların arasında bulunabilmek ne büyük nimet oysaki.. 80 yaşındaki insanin tecrübesi ile hayata bakan, 5 yaşındaki çocuğun kalbiyle anlam katan insanların var olduğunu bilmek ne leziz…

    Yan yana bulutlarda koşmak istediğim insanlarsınız, yeryüzünde sıradan olmayanlardan ve aralarına katılmanın imkansız olmadığı mükemmel insanlarsınız..

    Bu muhteşem anlatımın ve yorumların altına içimden gelenleri ifade etmeye çalıştım hatam varsa affola.. 🙂

    Umuyorum güzel günler yakın.. Saygılar

    Çağatay A.

  • Abcan95
    8 ay ago

    Su an bir taraftan burayi kirletmekten korkarak, bir tarafartanda belkide guzel bir leke olur dusuncesiyle kendimi motive etmeye calisiyorum.*

    Bu yaziyi önceden göz gezdirmistim, okumayi sevsemde Turkcemin kisitliligi yuzunden dogru duzgun benimseyememistim.
    Daha sonrasinda bir kac hafta/ay önce yayinda Halil abinin sesiyle dinledigimde satir aralarini animsamaya basladim.
    Sonrasinda tekrardan bastan sona okudum, anlayabildigim kadar, anlamak icin.

    Cok duygusal bir sekilde kendimi ifade edemiyorum ama en azindan simdiye kadar bana ne kattigini dile getirmek isterim.

    Hani insan otobanda nekadar hizli surerse, okadar sagi solu bulanmaya baslarya.
    Siradanligi biraz buna benzetiyorum, insan siradanlastikca etrafina bakmayi, yeni guzellikleri kesf etmeyi ve belkide en önemlisi kendi duygularini unutmaya basliyor.
    Benim kucuklugumden hatirladigim, adlandiramadigim bir huzur duygusu var. O duyguyu arka koltukta oturup, yolculuklarda camdan disari bakarken hissetmistim.
    O masumiyete buyuyunce erismenin tek yolu hizi biraz dusurup sirandanlastigimizin farkina varmakmis gibi geliyor.

    Ve bu yazi aslinda bana neden “cocuk masumiyetine” Halil abinin bukadar önem verdiginide acikliyor.

    Tabiki hala tamamen anladigimi dusunmuyorum, acikcasi tamamen anlamaktanda biraz korkuyorum acikcasi.
    Nedense anlarsam kendime simdikinden dahada fazla öfkelenecekmisim veya farkinda olduklarimin nekadar basit oldugu gercegini sindiremiyecekmisim gibi geliyor.

    * Kullandigim kelimelerde, cumlelerde bozukluklar varsa kusura bakmayin, umarim kendimi birazda olsa ifade edebilmisimdir.

  • Yazıda kendimi bulduğum için yorum atmak istiyorum;

    Her sabah uyandığımda hayata karışmak için özel bir çaba sarfederim mesela düşünürüm.
    Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim ben demekten çekinmediğim varlık mı diye, sıradanlıktan kurtulmak için yüzüme hiç bir zaman maske takmıyorum hı, yanlış anlaşılmasın 🙂

    Her şey sahte, gerçekten nasıl güldüğümü bile hatırlamıyorum zaman zaman, ama takip ettiğim kadarı ile sizlerin nasil güldüğünü ve bu gülüşlerin hepsinin belki bir fincanda belki bir rakı kadehinde, belkide bir kırlentte zaman zaman yudumlanan kahvede normalde görmezden geldiğimiz ama periscobe evinde bulunuyorsa Muhakkak!!! bir anlamı vardır diyebileceimiz şeyler içerisinde biriktiğini görüyorum bu hafif bir üşümenin geldiği, sanki ilahi bir dokunuşun seni ırrrr diye titrettiği yalın sapsade bir hissiyat gibi 🙂

    Yüzüm, gülüşüm, bakışlarım önceden tasarlanmış, dış dünyadan korunmak için bir kabuk gibi kullanıyorum onları dış dünyanın sıradanlıklarından korunmak için, size imreniyorum tekim zannediyordum ama değilmişim Teşekkürler Hülyaaa demek istiyorum bir kez daha beni bura ile tanıştırdığı için

    Sesime bile dayanmam mümkün değil, var olmak istiyorum ama varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını bu sıradanlıktan kurtulabileceğimi bilmiyorum işte tamda bunları hissederek yazarken dönüp ” Bloga, yazılara ve başlıga ” birkez daha derin derin bakarak düşünüyorum..

    Kendimi gerçekleştirmek yerine gerçekmişim gibi davranarak devam etmediğim için en büyük düşmanım sıradanlık!
    En iyisi susmak ve dinlemek, belki gerçekten dinlemeyi başarabilirsem insanların asla yapmadığı gibi başkalarının maskesini düşürebilirim.. ” Benim yapmaya çalıştığım bu şeyi sen herkese dokunarak yapıyorsun zihinlerine beyinlerine, ruhumda ilahi bir dokunuş hissediyorum şuan bile ” Taze bir kan ” olsam bile.. Sen bunu çok güzel yapıyorsun, geçmiş yayınlarını bölümleri yazılarını her ne kadar aktif olarak takip edemesemde pasif olarak hepsine göz
    G E Z D İ R M E D İ M ! ( Ruhumu gezdirdim içlerinde.)

    Köleleştirilmiş, köleleştirilmişlerin de birbirlerini köleleştirdiği ahmak sürüsünün peşinden gittiği sistem’e karşı yapılan bu özgürvari projenin bir parçasını okuyarak bu parçada hissediyorum parçalarımı insanın ruhu hissetmediği zaman bedenine olan dokunuşların hiç bir önemi yok ruhlarımız hissetmeli, ve hissedilen o ruhları yayınlarından ve yazılardan takip ettiğim sürede gözlerinde görüyorum çünkü parlıyorlar ve görüyorum ki herşey hepsi herkes göz bebeklerinin içerisindeki renkleri oluşturan ip ince çizgilerin birertanesi..

    Sevginin dili olsaydı, insanlığa ne derdi biliyormusun?
    Aşktan, sevgiden, iyilikten, dostluktan uzaklaşmış, politika sıçan kalpler. İçindeki gerçeği terk etmiş, başkasının gerçeğiyle, gerçek sandığı sanılarla savrulan siradanliğin dibine vurup, aslında sıradan değilmiş gibi kendi hayatını fotoğraf kareleri ile süslü göstermeye çalışan insanlara bu soruyu sormamalıyım derdi.

    Yukarıda bahsettiğim gibi ” Varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını biliyorum ” cümlesindeki o varlığı bedeninde periscobe evi olarak bulan sana imreniyorum, böyle bir eylemi ilkleştirip, herkes için ilk kalmasını sağlayan o ruhunada teşekkür ediyorum..

    Ne kadar da çok kanadı dizlerim diye bir cümle kurdun makalende,
    İnsan düştüğü zaman dizinden çok düşleri kanıyor.. Mühim olan düş kırıklıkları düşsel avuntular sürekli avunan, avunma içinde de avunmayı kullanan, avuntu hastalıklı ruhlardan olmamak ( Her düştüğünde senin dizlerin yerine ruhunu tedavi edebilecek insanların olması )

    Akacak yön bulamazsam eğer, taşarım hayırdır ulan! diyen senden ” Geri kalan ömründe ” İnsanların ruhlarına taşmanı ve onların ruhlarına boşalarak, aslında en büyük dokunuşu senin yaptığını ve bu dokunuşun çok deriiiiiiiiiiiiiiiiinn bir anlamı olduğunu daha nice nice en büyük düşmanının sıradanlık olduğunu anlayan kişilere aktarman dileği ile 🙂

    Ve bir kez daha teşekkür ediyorum ki;
    Tüm niyetleri aynı, sos oyununda yer kapma telaşındaki şahıslardan farksız, her türlü dünya zevkinin önüne yatabilecek kadar da düşmüş, insan kılığına bürünmüş kan emicilere karşı verilen bu emekte başarılı olduğun için

    ” Griden hallice fakat siyahtan karanlık olan benden sevgilerle 🙂 “

  • İnsanları tanımakla geçer insan ömrü. İlkokul arkadaşını tanımaya çalışırsın oyun oynarken. Sıra arkadaşını tanımaya çalışırsın sınıfta kopya çekerken. İlk aşık olacağın günler gelir sonra, lise aşkını tanımaya çalışırsın. Ve sonra evleneceğin insanı tanımaya çalışırsın. İş arkadaşların, dostların, kimi zaman da ailen.. Sonra bir bakarsın, daha kendini tanıyamamışsın. Belki bir kitap, belki izlediğin filmin bir anında, belki de okuduğun şiirin bir dizesi tanımlar seni senden daha iyi. “Aaa evet ben buyum” dersin. Dediğin an hoşgeldin sıradanlık müzesine. Sanırım yavaş yavaş anlıyorum aslında her insanın aslında aynı şeyleri yaşadığını. Ya da insan bir yaştan sonra sıradanlaşmaya başlıyor sinsi bir bulaşıcı hastalığa kapılmışcasına. Sessiz, derinden, sıradanlaşıyoruz. “Çık şu memur kafasından” derdi babam. Yeni bir kitap koyardı sürekli başucuma. Hayata hep gülümsemi; çünkü eğer hayata gülümsersem hayatın da bana gülümseyeceğini söylerdi küçüklüğümden beri. Şu an “güneş topluyor bizim için”.

    İnançlarımıza göre bir defa geliyoruz bu hayata. Aşk acısı, iş stresi, yemek telaşı.. Tabi ki hoş insanı olgunlaştıracak detaylar bunlar. Ama olmaz. Sadece bunlarla yaşamak olmaz. Diğer renklere de bandırmalıyız fırçamızın ucunu. Her renk bir haz. Bir köpeğin kuyruk sallaması kimi zaman mutlu ediyor, alıyor anlık sıradanlığımızı. Kimi zaman bir aşk, kimi zaman yeni bir fikir, bir proje..

    En başta sıradanlık hastalığından kendini kurtaracak inanç gerek.

    Odamda asılı bir söz var; güneş toplayan adamın hatırası..

    “İmkansız bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan, küçük insanların ortaya attığı büyük bir kelimedir. İmkansız bir iddia değil bir görüştür. İmkansız bir potansiyel değil, meydan okumadır. İmkansız geçicidir, potalsiyeldir. İmkansız, yoktur!”

    Her ne kadar imkansız bir şeyin olmadığından bahsedilse de aslında “bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan” kısmında çok güzel bir betimleme yapılmış. Kendinize sunulan dünya ile yetinmeyin. Güzelleştirin. Emin olun hayatı daha çok seveceksiniz….

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir