En Büyük Düşmanım 2 – Anlamsızlık

Şu an anlamlandıramadığım bir sebepten ötürü yazma ihtiyacım var.

Belki Periscope Evi dönemini bitiyor diye, belki 31 yaşına basıyorum diye. Sorgulamalarım artıyor ve ben düşünüyorum öylece.

“Geride kalan tüm yıllarını ne kadar anlamlandırabildin Halil!” diye soruyorum kendime.

Kıstası neye göre yapacağım. Şu an bilmiyorum. Anlamlandırabilme ümidi ile yazıyorum.

Ekrana öylece bakıveriyor ve parmaklarımın her zamanki gibi ne yazacağını bende bilmiyorum. Son satırları merakla bekliyorum.

Periscope Evi’ndeyim. 31 yaşıma 4 gün kala…

Hasan’ın dokunuşu olan, akıl odalarımı temsil eden çalışma masamda.

Turgay & Hülya ikilisinin koltuğunda, iz bırakmışların ortak dokunuşu olan bilgisayarımdan yazdığım satırlarda.

Sol tarafımda Murat’ın Perde dokunuşu var.

100’den fazla izleyicim ile çektiğim selfiler. Sahi, bir çoğu şimdi nerdeler?

Henüz ortada Periscope Evi, evin düşüncesi yokken öylesine izleyicilerini gezen bir yayıncıydım.

Perde’ye bakıyorum. İnsanlara.

“İzleyicilerim” sıfatı bir yerden sonra anlamsız geldi.

Arkadaş adayı, Arkadaş, Dost Adayı, Dost dedim. Onlara…

Perdeye bakıyorum, evden sonra çektiğimiz fotoğraflara.

Dost kavramı anlamsız geldi. Çünkü edindiğim diğer dostlardan daha farklı bağlar gelişti.

Kalan Ömrüm’ün çocukluk arkadaşları dedim.

Bir ömür anlamını yitirmeyecekti.

Çünkü, kaç yaşında olursak olalım çocukluk arkadaşlarımız, bizim en masum en saf yanımız olarak kalıverirdi.

Ev yokken, bir kaç hediye geliyordu anlamlı olan. Şu an bu evde yerini bulan.

Hediye kelimesi anlamsız geldi. Dokunuş dedim.

Bazı dokunuşlar anlamlarını yitirdi, çünkü dokunanlar hikayeden çekti gitti.

Anlamı azalan ya da anlamsızlaşan dokunuşları, daha fazla anlam bulacak izleyicilerime verdim.

Kolay kolay anlamsızlaşamazdı “Dokunmak”.

Çünkü sevgiyi en masum, en saf şekilde iletmenin yoluydu, dokunmak.

Sevginin en yücesi ise, Bakarak Dokunmak!


Yaşamak için çalışmak,

Sevişmek için beraber olmak,

Lüks için kazanmak,

İşlerimi görsünler diye insan tanımak…

Hiç anlam bulamadı hayatımda.

Çalışmak için yaşadım,

Ten uyumu ile arzulandım,

İz bırakmak için kazandım,

Yeni çocukluk arkadaşım olur ihtimaliyle insan tanıdım…


Evimin içindeyim, masamın başında.

18 ayın sonunda.

Kazandıklarıma, kaybetiklerime bakıyorum.

İnsanların materyalist taraflarına bakıp çok kazandı demelerinden hoşlanmıyorum diyemiyorum. Tiksiniyorum.

Yaşayabileyim diye alınan, anı cenneti olsun diye gönderilen, bir gün eskiyecek olan eşyalara bakıyorum.

Yanılsamaları her gece canlı yayınlarda yeniden yeniden anlatıyorum.

Evden önceki gecelerime bakıyorum.

Sosyalleşmenin dibine vurmuşum. Diyarbakır’da sosyal medyanın nabzını ben tutuyorum.

24 saat günümün, 16 saatini dışarıda geçiriyorum.

Ev ile beraber ne yaptığıma bakıyorum.

18 aydır evde yaşıyorum.

Dışarı hayatının anlamsızlaşması ile kendimi aslında eve kapatıyorum.


Periscope Evi ile hayatıma dair birçok şeyi yeniden anlamlandırıyorum.

Kalan Ömrüm’ün senelerini daha fazla anlamlandırmak için çabalıyorum.

Dünyam daha güzel!

Sadece benim dünyamın güzel olması anlamsızlaşıyor.

“Başka dünyaları güzelleştirmeliyim” diyorum.

Bazı sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiriyorum.

Bir ömür anlamlı kalacak dokunuşlar yapıyorum. Bazılarının anlamlarını bilecek kadar yaşayamayacağım dokunuşlar yapıyorum. Kişilerin hayatında güzel izlere dönüşmenin savaşını veriyorum kirlenmiş olan bu dünyada.

O dokunuşlar anlamlı olsa da, günü kurtarmak anlamsızlaşıyor.

Dünyada kalıcı olarak bir şeyleri yapmalıyım diyorum.

Sürdürülebilir yardımlaşma modeli geliştiriyorum.

Klasik bir işte çalışmak anlamsız.

Bunu yapabilmek için, 7/24 bununla uğraşmalıyım diyorum.

Bir sırt çantası bir şişme yatak ile 28,5 yaşında şehrimden ve sevdiklerimden uzaklaşıp İzmir’e geliyorum.

Tek başıma yapmaya çabalamak anlamsız,

Kalan ömrümün çocukluk arkadaşlarını topluyorum.

Kimse eve gelmeyince, evdeki dokunuşlar anlamsız,

İnsanları eve davet ediyorum.

Paylaşmadan yaşamak anlamsız.

Her bir anımı, neredeyse her şeyimi paylaşıyorum…

————————————————————————————————

Aklımda ise yeni bir soru!

Ya asla doymayan bütün açlıklarım aslında daha fazla anlamlandırma çabası ile besleniyor ise…

Başarı açlığım, taze kan açlığım, samimiyet açlığım aslında hepsi bir şeyleri daha fazla anlamlandırma arzum sebebi ile sürekli acıkıyorsa?

Bakıyorum etrafıma.

Anlamı çok fazla olan bir evde yaşamı soluyorum.

Gelecekte bir zamana gidiyorum.

Ve dönüp insanlığa:

“Ne istediniz ki benden.

Sadece anlamlandırmaya çalışan biriydim ben…”

Diyorum…

 

Şimdiki zamandayım.

Ve dönüp insanlığa;

Anlamam için söyle bana,

Neyi bekliyorsun anlatsana…

Not: Periscope Evi ismi anlamsızlaştığı için yeni isme geçmeye bir kaç gün kaldığı için K….Evi’ne hitaben yazılmıştır.

5 Responses to “En Büyük Düşmanım 2 – Anlamsızlık

  • insanesilent
    8 ay ago

    5/02/2018 17:16 pazartesi

    Sadece müziği hissetmek istiyorum bu sefer … gözlerim kapalı .… bittigi an boşalmak istiyorum özgürce …

    Zorlanıyorum desem değil , zorlanmıyorum desem ‘’hadi yazsana ‘’ dedirtecek cinsten …Basardık gibi ama tam da değil GİBİ … Banki henüz o kelime var olmadı hiçbir dilde seslere dökülemedi …. Hümanist insanların sınırsız ve özgürce yasayabilmesinin hayalini arzulamak mı ? anlasanıza bizi diye cıglık atmak mı ? Notalar, müziğimiz suanlık en evrensel ifademiz ,hangi dilde olursa olsun hissettirdikleriyle beslendiğimizden mi ? Ya dokunuşlarımız? Her bir anlamlı dokunuşa kitaplar yazılabileceğini söylesem ? Her bir dokunuş bir yaşam desem ? Yetmiyor daha da anlasınlar istedikçe ‘’görseller eklesek ya’’ diyoruz … Resme bak ne anlıyorsun ?Sessiz cıglıklarımızdan TEN beden yırtılırken , içimizdeki ışıklar canımızı yaka yaka sızmaya başlamışken daha da , daha da yırtılsın daha da aydınlansın her yer dememize ne dersin ? Tam olmuyor ,duyulmadı bu da mı yetmedi? harflerle hissedilenleri kelimelestirip basitleştirme cabamız nüksediyor , anlamıyorlarsa farklı anlatmaya çalışalım diye , niye yapıyoruz bunları ?Kısır döngüye girmek anlamsızlıgın temeli sıradanlığa uysaydık herkesleşseydik burada olurmuyduk sence?gel de bunu anlamlandır … karmaşık mı geldi ?
    Ya taze kan söyle bana, gözlerimizde gordugun o mutluluğu , nefesimizi kesercesine agzımızda atan kalbimizi seninkilerde de görmek bizim için parayla satın alınabilir mi sanıyorsun da cefayı bir çırpıda es geçiyorsun ?sandıklarının en buyuk yanılgılar olduğunu anlatmaya calıssak okudun mu ?Mesela merak edip daha cok anlamaya calısmak için o yazıyı açtın mı suan ? Ya bu bizi daha fazla motive edecekse , hala dünya üzerinde çabalamamıza değecek birbirimiz haricinde birileri kaldı mı diye istemenin gereklilliklerini bıkmadan usanmadan yerine getirmek istiyorsak ? Her bir instagram hikayesini 1000 gozle ilk günkü heyecanla ,arzuyla , farkındalıklarımızla ,askımızla,sevgimizle bekliyorsak …Biz 1 adım atan insanlıga 10000 adım atmak için bu kadar hazırken ; sizin görmezden gelmeniz,yanımızdan çekip gitmeniz bizi yaralarken ,evrendeki iyiye olan inancımızı tetikleyecek her gun yeni umutlarla ufuk çizgisine bakıyor, denizi izlerken akıyor,agacın yesilinde ferahlıgında kendimizi buluyor, güneşin sıcaklığıyla aman yüreğimiz soğumasın diye ısıtmaya uğraşıyorsak , anılarımız ve anlarımızla ölümsüzleştiriyorsak ?

    Bitmedi dur daha YENI BASLADIK …

    Hey sen, ilk taze olduğumuz zamanların heyecanıyla söylediğimiz 3 5 benzer cümleyi senin ağzından duymak nasıl bir his biliyormusun ? ya sonrası benzer noktaları tek tek keşfetmek ? Içselleştirmeye başladığın o anlarda her bir yeni yorumunla görülmeyen bağlar kurulmaya başlanıyorsa ?bu bagı biz gorurken sonra senin de görme keşfine sahitlik ettiğimizde ne oluyor sence ? Dünya üzerinde hiç kuramayacağın veya varolamayacak kadar leziz benzersiz bir sarmala donusuyorsak ? Nasıl anlatalım ? Daha nasıl gösterelim ? Bilmiyorsun ya da bilmek istemeyecek kadar körleşti mi dünyan? Bilemiyorsun cunku bakıyorsun ama gormuyorsun … Bazen goruyorsun ama hissetmiyorsun … Hissettiğin an bencilleşebiliyorsun empatiyi unutuyorsun … Buyuyorsun … buyu ama hep çocuk kal bizimle , masum taraflarınla at adımını.. Mesemin de dediği gibi en insan yanlarınla… Cocuk gibi arkadasın gibi bak yaptıklarımıza , sonra sen kendi dunyandan anlatsana bize … Lütfen desem, özledim desem sesimi duyarmısın ki ?

    Her bir salisemi farklı hazlarla, duygularla , farkındalıklarla costuran koca yürekli (cam-baz) çocuk ADAM bir dilek daha tut ,içinde de anlamdırmak olsun … Tum hücrelerimden sevgim ve tesekkurlerimle… ( en karmasık hisleri, sadelestirme cabasıyla eksiklerle dolu yazılmıstır)

  • darlydikson
    8 ay ago

    Uzun bir zaman geçince içimdeki çocuğu çağırmakta zorlanıyorum.

    Bir çanta bir şişme yatakla çıktığın bu yolda son zamanlarında yetişebildim yolculuğuna. Bazen hiç yorulmadan yürüdüm. Yolculukta yanınıza aldığınız o kadar ağır yükün aslında ihtiyacınız olmadığını anlıyorsunuz. Sonra ihtiyacınız olanların anlamsız olduğunu öğreniyorsunuz. Tanıdık geldi değil mi. 🙂 Bazen duraksadım. Ağır yükleri bırakmak sandığımızdan çok daha uzun sürüyor. Anlamsız olan yüklere ise anlam katmak için saatlerce bekliyoruz. Bundan olsa gerek duraksamalar.

    Evin önündeki duvarda ayaklarını sallayarak salçalı ekmeğini yiyen çocuk görüyorum sanki. Çocukken oynadığımız son oyuna dönebilsek eğer, o gün son oyunumuzu oynadığımızı anlatabilir miydik acaba. Şimdi bir çocuk düşünüyorum bu gün o gün mü acaba diyen. Bu kadar farkında olabilen. Her çocuğa uzun uzun bakıp, düşmelerini kalkmalarını görebilen. Evet bu son düşüşüydü. Bir daha dizleri kanamayacak maalesef, diyebilen.

    Başka bir şey daha görüyorum aslında. Tek olmadığını, seninle etrafta oynadığınız her çocuğa böyle bakabilen. Bu farkındalık kazandırdığın, uyandırdığın çocuklara. Bu kadar çocuğu geleceğe götürüp getirmek kolay olmasa gerek. Ve haykırışlarını duyuyorum sanki daha çok çocuk, daha çok çocuk!

    İlk oynadığın oyun parkın ne kadar değişirse değişsin, evet unutamayacaksın o parktaki eski gıcırdayan salıncağını, yada üzerinden kaydığın kaydırağını.
    Çünkü daha çok çocuk…

    Yeni isminle, yeni yaşınla, yeni çocuklarla umarım o son gün hiç olmaz. Eski salıncağındaki gibi yeni salıncağında da “en yükseğe kim çıkacak hadi!” diye yarışmaya devam…

  • Gizem melek cam
    8 ay ago

    Sahnedeki Tozlar

    Hayat bir film gibi;bazen dram,bazen hüzün,bazen komedi ön planda,
    Çokça anlam baş planda.
    Sayfanın en altindaki ciplak ruhları anlamlandırmanız dileğiyle..

    Her kavuşma esnasında başka yerlerdeki iki galaksi sarılıyordu,ışıklarıyla geçmişten geleceğe..

    Dünya üzerinde bu Kadar anlamsizlik varken,yeryüzünde benimle Ayni anlamlari tasiyanlar da vardı 🙂
    Her şeye rağmen
    Biraz Rağmenli sevmelere hitafen 😉
    Kendinize rağmen,öfkeyi farklı yerde evrimleştirerek;duyguları verimli coğrafyada büyüterek,yaşayabilir misiniz hayatı?
    Yada sabırlı olmayı,kendi isteklerine rağmen;sadece biz bilinci,belki benliğin bizcesi 🙂 başkasının da önceliklerini anlamlandırarak egonuzdan vazgeçebilir misiniz?
    Yaşatmak uğruna yaşayabilir misiniz;başkasını yaşattıkça nefes alış verisine dokunmak ister misiniz?

    Bunları yapınca ne olucak diyenleri GENE duyar gibiyim.

    Bir defa da olsa bir şeyi karşılığında değilde,yapmak gerektiği için yapmayı dener misiniz?

    Her insanın farklı zamanda,farklı rölü vardır bu hayatta olsa daa olmasa da,
    Çoğu zaman kaybettiğinizde anlarız anlamın değerini..
    Varlığımızın değil,yokluğumuzun da vardır bir anlamı..

    Anlamlandırmak sevmeyi mi gerektirmişti, sonra karşılığı olmayınca hemen küsmeyi mi gerektirmişti.
    Geçmişi anlatmak,onu anlamlandırmak;
    Sevmekten saymaktan daha zormuş.
    Bazıları iste bunu yaparmış,sevdiğini hiç söylememiş belki;ama almış tüm geçmişini avcunun içine bırakmış.
    Birbirimizi sevmekten daha değerli bir şey varmış ; o da anlamakmış
    Anlarken Anlamdırmakmış..
    Anlamlandırmak içinde saygı barındırmakmış.
    Oysaki çoğu saymadan sevmeye çalışmış.
    Her şeyin bitmesinin nedeni,sevebilmenin kalıcı olamamasıyla alakalıymış

    Şimdi zamana dönüyorum
    Arkadaş,aday,dost hepsi bize emanet.
    Emanete verir gibi senden kalanları..
    Hepimiz başka köşende,başka şekilde misafir..
    Ya bakacağız sevgiyle,saygıyla;anlamdırarak ya da sadece sahiplenmeden anlamsızlaştırmadan edeceğiz seni ziyaret.
    Hepimiz farklı özneleriz,ama aynı cümledeyiz..

    Minimal bir anektod:
    Birgün okula gidiyordum.-Saat 6.00 her yer karanlık Şafak söküyor.-
    Okula geldim,saat 6.20 kafeterya bahçesinde çay içiyorum, hastahane otoparkında bir kamyon takıldı gözüme; daha doğrusu arkasındaki o yazı, kamyonun arkasında: “Küsüceksen,oynamayacaksın” yazıyordu.
    Kaldım öylece.Çoğu yazı,kamyon arkası yazısı;dalga konusudur ya.
    Tabiki bu yazı beni direkt gülümsetti sonra o an dalga geçilmemeyi hak edecek kadar anlamlı olduğunu düşündürdü..
    Hemen çocukluğuma gitti aklım,mızıkçılık yapan o işte arkadaslarıma.
    Hayata dair düşündüm sonra.
    Bir yarışta mutlaka yenen olduğu gibi,yenilen olucak;bir yakan olduğu gibi,yanan olucak
    Ya yazı gelecek ya tura
    Kaçmak,vazgeçmek kolay olandır.Önemli olan pes etmemek değil miydi.Kaçmadan,bütünleşerek oyuna devam etmek;zorda olsa en gizemcesidir. 🙂
    Ah,en sevdiğim Adam Nazım der ki:
    “Ben yanmasam,/sen yanmasan,/biz yanmasak,/Nasıl çıkar karanlık aydınlığa..

    Not:
    Ben bir söz vermiştim her şeye rağmen,içimde ne varsa;onu söylicektim..
    İç döküyorum aslında
    İnsanlar başkasını değil,başkasına verdiği anlamları seviyor
    Olaylar ve olgular hayatınızdan çıkıyor;ama ona verdiğiniz anlam bir süre kalıyor
    Sonra anlamlar değişiyor,hayat değişiyor
    Hayat değişiyor; hisler değişiyor..
    Anlatılmak için söyleniyor..
    Hislerimizi bölen Bir seyin parcasi oldugumuzu unutmamiz gerekiyor
    Çünkü ne gelirse başımıza unutmaktan geliyor :/
    Düşününce anlamanın ilk adımını oluşturuyor
    Malesefki düşünmekse bu ülkede beynin bekaretini bozuyor ve insanlar çene-beyin arasındaki bağlantıyı asla kurmuyor,yalnız kalan bu iki organın ise kendi başına yapmaya çalıştığı mastürbasyon,birlikte oldukları tadı vermiyordu :/
    Beyinin kendi içindeki düşüncesi,çene olmadan suçlu bir suskunluğa;çenenin kendi içindeki orgazmı,beyin olmadan cahalete yol açıyordu..
    Yazılanlara,çizilenlere gelirsekte
    Onlar zaten hiç bitmiyor..

    Okumaya da değinirsek de

    Kalbini okuyamadığınız insanların,satırlarınıda okumayınız..

    Küsücekseniz de oynamayınız..

  • Yasemin özarslan
    7 ay ago

    Dönüp bakıyorum da hayatıma, birileri için bir şeyler yaparken kendimi unutmuşum.. 26 Eylül 2017 tarihinde  tesadüfen de olsa kendim için bir şey yapmışım.. Senin yayına girdiğim o ilk günden bu güne öğrendim ki yüreğim büyümüş.. sevginin her zaman kazanacağına inandım ben; seversen her şey güzel olur… Şuanda  yazarken o kadar çok duyguyu bir arada barındırıyorum ki bunları cümleler kurarak anlatabilmeyi çok isterdim.. Sözcüklere dökülesi duygularımsın… Hikayenin derinine inmeye çalıştıkça kendimi buluyorum sanki… Sen bana iyi insanların var olduğunu, hala insanlar için bir şeyler yapabileceğimi, sevgimden ve duruşumdan vazgeçmemem gerektiğini öğrettin.. Bazen bir cümlende öğrettin bazen bir bakışında… Bu hikayenin en güzel yanlarından biri satır araları sen benim içimdeki satır aralarımda gizlisin… Akıl odalarına ve yüreğine minnetim sonsuz… İyi ki demekten yorulmayacağım… En saf halimle  ‘İyi ki !

  • Abidin
    6 ay ago

    Gece herseyden arinip basini yastiga koydugun zman hani bi huzur olur ya bugunde bunu yaptim ve iyiki yapmisimin mutlulugu olur, onun huzuru tum bedenini kaplayarak yatakta sana eslik eder sen her gece bu huzurla uyumalisin. Cunku sen farkinda degilsin belki de farkindasin, sadece en basitinden kurdugun bir cumle bugune kdar beynimin yada herhangi birinin beyninde mutlaka kazinip kalmistir ve o kisi bu cumleyi hayatinin bir kosesinde kullanmistir ve faydasini da gormustur. Dersen ki neden bana geri donus yapmiyolar neden benmle paylasmiyolar hayatlarina ufacikta olsa bir deger kattigimi bilip mutlu olmami neden istemiyolar diyede dusunebilirsin haklisin ama bunun icin uzulme gercekten inanarak soluyorum simdi buralarda olmyan cogu insanin mutlaka senden ogrendigi yada kulagina kupe olan bir sozun bir eylemin mutlaka vardir. Yalniz degilsin abi aktif olmasakta bazen hep aklimizdasin bunu bilmek yuzunde ufacik bir tebessume bile sebep olucaksa ne mutlu hepimize

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: