KALABALIKTAKİ YALNIZLIK.

mystery-gumbet-02

Yorgun ve üşümüş kelimelerin varsa “Ne yazılabilir ki”

Kalabalığın ortasında yalnız kalmakla başladı her şey.

Birbirlerinden alakasız peşi sıra çalan şarkılar kulaklarımda, ritme göre uyum sağlamaya çalışan bedenler önümde. Bakıyor ama görmüyorum, aklımın beni o ortamdan ruhsal olarak çıkarmasına izin veriyorum. Yarısı kalmış elmalı sodamı yudumlarken yüzümde patlayan baloncuklarla kendime geliyorum. Dikkatimi kalabalık çekiyor. Tenlerini karşı cinse değdirmek için yarışan ve yırtınan bedenlerin çabasını izliyorum.

Birinin beni izlediğini fark ediyorum. Yanıp sönen ışıklar, müziğin ritmine uyum sağlamış bedenler arasından seçmeye çalışıyorum beni izleyen kişiyi. Bir anda sanki tüm insanlar bize izin veriyor ve bakışlarımız kesişiyor. Sürekli renk değiştiren ışıklar bakışlarımıza ayrı bir hava katıyor.

Yalnız olmadığıma seviniyorum. Zıplayan ve sürtünen bedenlerin arasında benim gibi, ben gibi biri duruyor. Bu düşünce bir parça huzura bırakıyor yerini ve devamında gelen tebessüme. Yüzümde oluşan tebessüm, beni izleyen kişinin tebessüm etmesine yol açıyor.

Gülüyorum.

Neden mi?

Beni izleyen kişi yüzümde oluşan tebessümün sebebini bilmeksizin, tebessüm ediyor ve ben yalnız olmadığım için, ben gibi biri olduğu için huzurlu hissetmenin oluşturduğu tebessümün ondaki etkisine gülüyorum. Farkındalığı her an yaşamak benim için nefes almak gibi bir şey olduğundan olsa gerek, garipsemiyorum.

Farkındalık hissiyatı ayrıntıcı yönlerimi geliştirdirdiği için, farkındalığımın farkında olmayı seviyorum.

Çünkü gelişmeyi ve geliştirmeyi seviyorum. Üretmeyi ve ürettiklerimin insanlar tarafından kullanılmasını seviyorum.

Üretmek için ayrıntıcı olmak gerek biliyorum.

Farkında olan bir toplum isti… Düşüncem yarıda kalıyor, ensemde bir nefes hissediyorum. Hemen ardından arzu kokusu alıyorum. Arkama dönmeye fırsat kalmadan bir fısıltı.

“Dönme, tadını çıkar.” diyor.

“Immm, akıllı. Süreci farklılaştırarak, farkındalığımızın doruklarına çıkmak istiyor” diyorum. Hemen oyununa dahil oluyorum.

Soğuk kanlı olan ben, bu heyecana dört elle sarılıyorum. “Özlemişim” diyorum içimden. Bırakıyorum kendimi, ona ve fısıltılarına. Ama farkındalığım devam ediyor. İşini biliyor, nefesini çok başarılı kullanıyor tespitlerini yapıyor ve ne zaman farkındalığımın farkında olmayacağım diye içerleniyorum. “Tüm ruhumu ve bedenimi ne zaman teslim edebileceğim, sorgusuzca” diyorum.

Başını usulca kendime doğru çekiyorum, saçlarının arasından sıyrılıp kulağına tam fısıldarken, saçlarının kokusu arasında kayboluyorum. “Şanslıyım” diye düşünüyor hemen ardından “Şansımı kendim yarattım, eğer kalabalığın arasında yalnız kalıp seyre başlamasaydım asla bunlar olmayacaktı” diyorum.

“Bulabildin mi aradığını” cümlesi tekrar kendime gelmemi sağlıyor. “Saçların diyorum, saçlarının kokusu beni beklemediğim bir duyguya soktu, Teşekkürler, her şey için, hayır hayır her şey olarak genellememeliyim. Beni fark ettiğin için, farkındalığımı bana tattırdığın için, farklı ortamlarda hiç beklenmedik duygulara girmeme sebep olduğun için, nefes alışlarını çok ustaca kullandığın için parfümün adını bilmiyorum ama bu kokuyu kullandığın için.”

Uzun cümlelerimden sonra derin bir nefes alıyorum saçlarının arasında ve bir fısıltı kulağımda.

“Ben teşekkür ediyorum, bu kadar ayrıntılı bir şekilde her yaptığımın farkındalığını fark ettirerek beni onure ettiğin için.”

Onure etmek;

İnsanların ne kadar da az yaptıkları bir eylem. Kaleme alınası bambaşka bir konu.

Yorgun ve üşümüş kelimelerin varsa yazdıkların ya da söylediklerin okumaya/dinlemeye değerdir. Akışına bırakırsın her şeyi. Parmakların ne yazman gerektiğini bilir. Klavyede ki her bir tuş, kusursuz bir şekilde yan yana gelir. Sen oluşursun, ben oluşurum,

Biz Oluşuruz.

Peki ya hikayenin sonu!

Tadında yaşanmalı her şey diyenler “Teşekkür ve Onure etme” faslından sonra tokalaştığımızı ve son bir defa kokularımızı içimize çekip hafızalarımıza kazıdığımızı hayal edebilir.

ya da

“Başka bir yere gidelim mi” teklifini birbirimize yapar, farklı mekanlarda daha farklı şekillerde farklılaşmaya koşarız diye düşünebilir.

Ne de olsa oyun oynamayı, ve kuralları birbirimize söylemeden kuralına göre oynamayı seviyorduk.

Tıpkı bazı anıların sadece bize ait olmasını sevdiğimiz gibi…

One Response to “KALABALIKTAKİ YALNIZLIK.

  • abidin ergül
    2 sene ago

    Düşünsene bikere çocuksun safsın tertemizsin hayata karşı hiçbir tereddütün yok yere düşsen bacağın kanasa annen evde elinde merhemle beklediğini biliyosun bir çocuğu bundan daha mutlu edebilcek başka bişey olabilirmi ? herkes şu hayata keşke çocukluk günleri gibi temiz duygularla ve yaptıklarını yada yapmayı hayal ettikleri herşey için hiç korkusu olmadan gözleri kapalı gidebilse koşsa hiç durmadan durmadan durmadan

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir