Kalan Ömrümün Çocukluk Arkadaşları

Çocukluk!

Hepimizin en masum en leziz olduğu zamanlar.

Bir daha asla çocukluk arkadaşlarımız olmayacak mı?

Çok zor. Çünkü büyüdük…

Peki çocukken neden masumduk? Masum olmamızı sağlayan unsurlar nelerdi?

Bu sorulara yanıtlar bulursak ve bu koşulları oluşturursak tekrardan çocukluk arkadaşlarımız olur muydu?

Yoksa bir organımızı kaybedip yerine yapay bir organ koyduğumuz da bir süre ona alıştığımız gibi çocukluk arkadaşlarımız da yapay  mı olurdu?

Belki de çocukluk arkadaşlarına en yakın şey olmak yetişkinlikte yeterliydi. Yapay organ gibi…

Kimine göre yeterli kimine göre yetersiz olabilir ama ben yeterli buluyor ve bundan öte denemek istiyorum.Kendime bunu kanıtlamak istiyorum!

Yanılırsam, insanlığa olan inancım yok olacak biliyorum. Ama yanılgılarım, mantık çerçevesinde olabildiğince tüm doğruları denedikten sonra kesinleşmeli.

Aksi halde, insanlığa olan inancımın yanında kendime olan inancımda yok olacak.

Ve bu dünya da bir şeyleri başarmak için kendime olan inancımı hep taze tutmak zorundayım.

Peki kalan ömrümün çocukluk arkadaşlarını nasıl kazanırım?

Çocukken sahip olduklarımızı sıralamalıyım.

  • Söylenen her şeyi düz anlar, bazen anlamazdık.
  • Bir çok şeyi bilmez, her şeye meraklı gözlerle bakardık.
  • Dokunmadan, izlemeden, dinlemeden sonuca ulaşmazdık. Ulaşmamız gereken bir sonuç olduğunu bile düşünmezdik.
  • Odağımız her an değişebilir, bir çok duyguyu saniyeler içerisinde yaşayabilirdik.
  • Yorulana kadar oynar, biraz dinlenip tekrar deli gibi oynardık.
  • Ve en önemlisi neredeyse bize söylenen her şeye inanırdık.

Yalanı anladığımızda ve yalanla bir şeyleri daha kolay elde edebileceğimizi anladığımız an çocuk olmayı bıraktık.

Ve nesillerce devam eden bu süreç sonunda dünyayı bugün olduğu noktaya taşıdık.

Geldiğimiz noktada, bazılarımız yalanlarla yaşamayı o kadar çok deneyimledi ki, kendini kandırmayı geliştirdi. Ve duyguların, amaca giden yolda kendisini kandırmasına izin verdi.

Kalan ömrümün çocukluk arkadaşlarını bulmak çocuk olduğum zamanlardan daha zor.

Bu dünyanın en değerli kavramlarından birini sadece çocukken kazanabiliyoruz.

Çocukların büyüklerden başarılı olduğu bir alan daha…

Ama yine de deneyeceğim.

Bunu deneyimleyebilmek için en uygun yaştayım.

30 yılımı öyle yaşadım, kalan 30 yılıma bunu da ekleyeceğim.

İnsanların;

Düz anladığında yanılacağı ya da anlamayacağı bir şeye ihtiyacım var.  (Söylenen her şeyi düz anlar, bazen anlamazdık.)

Bilmedikleri, bugüne kadar görmedikleri ve bilmek için, deneyimlemek için heyecanlanacakları bir şeye ihtiyacım var. (Bir çok şeyi bilmez, her şeye meraklı gözlerle bakardık.)

Araştırma yapmalarına ve bu verilere göre sonuca ulaşmalarına yani ön yargısız bakmalarını sağlayacağım bir şeye ihtiyacım var. (Dokunmadan, izlemeden, dinlemeden sonuca ulaşmazdık. Ulaşmamız gereken bir sonuç olduğunu bile düşünmezdik.)

Yeri geldiğinde çok sert durdurtabilen, yeri geldiğinde yerde yuvarlatabilen bir şeye ihtiyacım var. (Odağımız her an değişebilir, bir çok duyguyu saniyeler içerisinde yaşayabilirdik.)

İçinde eğlence ve oyunlarda olan, gidip tekrar gelindiğinde kaldığın yerden devam edebilecekleri bir şeye ihtiyacım var. (Yorulana kadar oynar, biraz dinlenip tekrar deli gibi oynardık.)

Aksinin kanıtlanamayacağı bu sebeple hep masum olacağına inanılacak bir şeye ihtiyacım var. (Ve en önemlisi bize söylenen her şeye inanırdık. )

Kalan ömrümün çocukluk arkadaşları için bu hikayeye (Periscope Evi’ne) ihtiyacım var.

Hemen bugün bir dernek kurar isem büyümüş olacak ve kalan ömrümün çocukluk arkadaşlarını bulmak konusunda zorlanmayacak mıyım? Geçmişim de kaybettiğim gibi tekraradan çocukluğumu kaybetmeyecek miyim?

O zaman sıradaki adımımı ya yeterli sayıda çocukluk arkadaşı edindikten sonra atmalıyım ya da yine belli başlı değişkenleri (yukarıdaki maddeleri) koruyarak hikayenin devamındaki adımını getirmeliyim.

Çünkü;

Bu dünyadaki iyiliği büyümüş olmasına rağmen içindeki çocuğu hala yaşatan insanlar ayakta tutuyor.

Dünya dengede olmasa da, dengeye gelmesi için sadece onlar çabalıyor.

Bu çabalar bağımsız ve dağınık olduğu için dengeleri değiştirecek bir güçte oluşamıyor.

Peki ya yeni bir şey olsa ama mevcut düzen içinde doğsa, evrensel doğruları baz alarak dünyadaki neredeyse herkesin çıkarına uysa, gerçekten bağımsız bir şey olsa ama amaca bağlılığını devirebilecek kimse olmasa, dağınıklığı toparlasa, her şeyi şeffaf olsa, dünyayı bugün olduğu noktadan daha iyi bir noktaya taşısa ve bunlar olurken tecrübeleri ile daha da akıllansa, neredeyse herkesin kabul ettiği, çağın ötesinde ilkeleri olsa ve bu ilkeler doğrultusunda, başta olsa bile kararı bize bıraksa!

Neredeyse herkesin çocuğu/kardeşi/sevgilisi olarak görebileceği, sahiplenebileceği bir şey olsa.

Dini, milleti, cinsiyeti olmadan sonsuz bir yaşamda neredeyse herkese kucak açsa.

Kalan ömürlerimize yarım tebessümle devam edebileceğimiz koca bir iz bıraksa!

 

 

 

5 Responses to “Kalan Ömrümün Çocukluk Arkadaşları

  • Özlem ÖRNEK
    10 ay ago

    Nasıl da anlaşılması zor bir o kadar da kolay, hikayeye bir yerlerden tutunabilen biri için ne kadar da dolu satır araları. Eskiden anlamsız gelen bu cümlenin o kadar farkındayım ki şuan,satır araları nasıl da doldu okurken. Çocukluk arkadaşları biriktirmek,nasıl masumsunuz, nasıl özel…
    Siz sokakta ip atlayıp sek sek oynarken ben hep o camdan bakan çocuk olucam sanırım, hani bir türlü engelleri aşıp hayal dünyasını onlara katamayan. Bütün oyunları,düzenleri bilen ama katılamayan. Pencereden bakıp her oyunu bilen, herkesi tanıyan,sadece kendi hayal dünyasında yaşayan çocuk İşte. İçlerinden birisi düşünce canı yanan, eğlendikleri her zaman en az onlar kadar sevinen, çoğu zaman aradaki camı unutup onlara katılmaya çalışan ve kafasını cama çarpmasıyla farkına varan o çocuk işte. Gökyüzüne yaptığı resimlere, güneşe anlattığı masallara, ay dedenin söylediği ninnilere hep onları kahraman yapan,onlarla uyuyup onlarla uyanan o mutlu çocuk İşte ben. Kendi hayal dünyasında yaşadığı kadarını bilen onunla yetinen her şeyden habersiz o çocuk mutlu ama farkında değil, herkese o oynanan oyunun özel olduğunu ,güzel olduğunu herkesin oynaması gerektiğini söylerken bilmiyor ki o da çok dışında o oyunun. Bilmiyor ki o da yok hiçbirinde. Çok sonra farkına varır belki ama şimdi değil, camın arkasından izlediği kadar biliyor , o kadar seviyor o. Ama bir şey söyleyeyim mi çok güzel seviyor çocuk, elinden gelen sadece bu olsa da yakında pencere açılacak,yakında çok daha fazlasını yapabilmenin hazzını yaşayacak o çocuk. Ebe olacak, koşacak, düşecek. En önemlisi de denemenin hissini yaşayacak. İlk hislerini ilk dokunuşlarını yaşarken, çocukluk arkadaşlarından çok daha fazla şeyler biriktirecek o çocuk,ilkler biriktirecek. Çünkü bu oyun özel,çünkü bu oyun güzel..

  • Serazat
    9 ay ago

    İçimiz bir kış bir baharken çocuk mütemadiyen hasta. Özledi içindeki güzelliği görebilenleri, önyargısız ve çıkarsızları… Bir buçuk seneden fazla oldu belki biz görüşeli; belki içerliyorsun belki çoktan unuttun. Ama senin gibi naif zihinli biri unutmaz turnelerinin tanelerini. Uzaktan sessiz sedasız okuyorum bazen. Hayat bizi sürekli savuruyor tutup çiğniyor tükürüyor… Yorgunuz ve bu yorgunluk çocukluk arkadaşlarımızla hafifleyecek. Hep keşke, keşke güzel düşünmek bulaşıcı olsa diyorum. Seni de klonlasak 🙂
    Hasretle…

  • ” Onu ilk gördüğümde sihirli lambanın içinden çıkan bir cin gibi birdenbire karşımda belirivermişti.Ama ne duman çıkmış ne de bir arp sesi duyulmuştu .. Zaten mutsuz yüreğimi saymazsak ortada ovalayabileceğim bir lamba da yoktu .. ” Alıntı : Kedimle Sohbetler.

    13 Temmuz 2017 – 13 Ocak 2018 ..
    Kalan Ömrüm yazısına ; varsa kalan 26’yı sizinle diye yazdığım ilk blog yorumum geliyor saati gördüğümde aklıma ve uzun zamandır yazmadığımı fark ederek kendimi kelimelere hapsediyorum yeniden anlık duygularla ..

    Bir sosyal terapi yayınında , dünyaya açılan minik cihazın içinde keşfettim seni .. Bu gün ise 6 aylığım ..
    Kalan Ömrünün Çocukluk Arkadaşlarını toplamak adına çıkılmış bu yolun evrimleşme sürecine tanıklık ettim geçen süre zarfında ..
    ( 6 ay dediğin nedir ki ? Bir yaz mevsimi ve bir sonbahar diyenlere : Benim için 26 Hafta 180 gün , 4320 Saat , 259.200 Dakika diye devam eden kocaman zaman dilimi .. ) 6 ay içinde kendisine neredeeen nereyee diyebilir mi insan 6 yıl geçirmiş gibi her ânı dolu dolu? Stabillikten kendisini sıyırmaya meyleden , dünya üzerine hâlâ temiz insanların kaldığına inanan , ancak ve ancak çocuk masumiyeti ile bakabilen , düşünebilen , farkında , parayı amaçlara ulaşmada araç gören , ve mutlu olmak istediğinde bir insana değil de amaca bağlanmak gerektiğini bilenler diyebilir , evet . Çünkü kalan ömrün ilk yarısına tekamül ediyor bu zaman ..

    Kelimeler ile dans ettiğim , yazarak kendimi ifade etme biçimini en iyi kullandığımı düşündüğüm bir zaman diliminden , ağzımdan çıkacak her bir harfi dahi hesapladığım , biraz çekimser biraz da ürkek adımlar attığım 6 ay’ı geride bıraktım kalan ömrümde sizinle birlikte .. Hikayenin evrimleşmesine tanıklık ettiğim gibi , yürüdüğüm yolun dikenlerden arınıp çiçekler açtığını da gördüm .. Ne güzel insanlar biriktirdim yan yana yürüdüğüm .. Öyle bir geride bırakmışlık ki bu ; yaşlandım değil yeni doğdum diyebildiğin , standartlara oranladığında müthiş ölçüde değer katmaya devam eden , her yeni günde anı hafızana yenilerini eklediğin , her yeni günde yeni bir şey öğrendiğin , anlatmak isteyip de kelimelerin yetmeyeceğini fark ettiğin , iyikilerin ile dolmaya devam eden ve edecek olan kalan ömrün ilk yılının ilk yarısı .. 🙂

    16 Temmuz , ilk yorum .. Cemreler .. O gün onlara yüklediğim anlam bu gün çok daha fazlasını kapsıyor ..
    22 Temmuz , bu gün yarım tebessüm ile izlediğim , hatırladığım Anı Cenneti’nde ilk gün … Üzgünüm , o günü kelimelere hapsedip anlamsızlaştırmayacağım .. Çünkü ne kadar yazarsam bir o kadar az kalacak biliyorum .. Duygular dile getirilebildiğinde güzelleşir biliyorum lakin bunu sadece Garip olarak adlandırmak istiyorum ..
    6 Ağustos ilk toplu buluşma .. Okan , Melih , Deniz , İlke , Batuhan .. Her yeni tanıştığım insan taze çilek kokuyor burnuma .. ( Neden çilek acaba ? 🙂 )
    16 Ağustos , Hülya abla , Okan ve tabiki Halil ile ilk basketbol maçı .. Asla hafızamdan silemeyeceğim bir gün 🙂
    8 Eylül , Alsancak buluşması ..
    17 Eylül , 5 defa ağzıdan kaçmış olsa da ilk gerçek ‘cım’ eki ve jenerasyonumuzun yoğun çabalar sonucu isimlendirilmesi .. 🙂
    3 Ekim , ilk sosyal sorumluluk ve
    24 Aralık , Yeni isim .. K… Evi !

    Daha dolu dizgin bir sürü anıdan , kalan ömrümde daha nicelerini biriktireceğim minik başlangıçlar .. Yeni isim ile ara sıcağa , sonrasında ana yemeğe , en sonunda ise tatlıya geçeceğiz hep birlikte 🙂

    Yaş aldıkça iki eli olduğunu fark eder insan , biri kendine diğerleri başkalarına demiştim bir yorumda ve o gün bana elini uzattığı için teşekkür etmiştim yayıncıya .. Bu gün ise ben elimi uzatıyorum taze kanlara .. Heey siz de gelsenize oyuna diyor ve evrimleştiriyorum . Saklambaç ve körebe oynamıyoruz çok ortadayız .. Aynı zamanda çok da farkında ..
    Yakalamaca hiç oynamıyoruz çünkü kaçmanın aksine heyecan ile gelmenizi bekliyoruz ve diyoruz ki ; Toplan Toplan Toplan .. Meşe oynama zamanı şimdi , kim ne kadar alırsa ..

    Dünün taze kanı bu günün Mirketi ..

  • bazen uzaklaşıyoruz ya.kendimizden bile…bu hikayeye inanlarin anladıgı bir dil düşünün.belki bir gün toplum olucak,sonra kalp atişlarimizda ki gibi ritim bozuklugunu hissettiğimiz anları kendi gözlerimizle görecegiz.garip heyecanlarimizi ifade etmekte zorluk cekmeden,paylaştigimiz ufak ama kocaman hediyeleriyle zenginleşecek.sen demedin mi ilmik ikmik diye…cocukluk arkadasim…şimdi ve gelecekte cocukluk arkadaşlarımızın hep yanında olması dileğiyle.

  • Serçe
    7 ay ago

    “E, insan büyüdükçe içine kıvrılan bir teğel değil miydi?

    Bir koltuktan ötekine bir insan kalbi, bir bütünün alaşığı, bir eksiğin yongası var. Yüzündeki yarım tebessüm ondan.

    Emeklemekten adım atmaya geçtiğin o ilk an, keşfetmenin verdiği hazla cesareti kucaklarsın. İlk adımın, sana atfedilen ilk başarındır. Minicik bedeninde tattığın eşsiz duygular ve aç bir inançla beslediğin olumlu hırslar.

    “Doymayan açlıklarım” serisine yazmakla “Kalan Ömrümün Çocukluk Arkadaşları” na yazmak arasında kalıp; talibi, heveslisi olduğum boşluğa ve aidiyetlik hissiyle teslim oluyorum satırlara.

    Çocukken, gökyüzüne bağışladığım balonlarla bağ kuruyordum bulutlarla. Her birinde yatan lüks hayallerim, bir gün o bulutlara değecek ve bir sihir gibi bırakılacaktı avuçlarıma hayal ettiğim ne varsa.
    Hani insan hep “bulamadığını umandır” ya, umduklarımı bulduğumda sinmeye başladım içimdeki kara kabuğa. Sert adımlarla terk ettiğim, ilk dişimi kendim çektiğim o eve geri döner gibi kucaklaştım çocukluğunla.

    Yıpranmış, ayrılık sarısı bir koltukta, hala diri ve dahi yatışmayı bekleyen bir açlıkla çarpan yüreğinin etrafında oturmuş, seninle aynı anda bir virgüle ihtiyaç duyan insanlarının avuçlarına bak. O ellerde, senin ellerinin varlığından başka bir “ummak” yok. Çünkü balonlar geri dönmedi, çünkü bulutlar oyunbozan, çünkü gökyüzü hala bağışlamıyor bu gürültülü çocukları!

    Sen…
    kimi zaman pencerenden sarkıp salçalı ekmek ve su veriyorsun; soğuktan dudakları çatlamış bu yavrucaklara.

    kimi zaman uzanıp bir makas alıyorsun umudun al yanaklarından.

    kimi zaman kıvrılıyor yorgun bedenin bir dize, içten dışa, savunmasızsın, ağrılar taşıyorsun, açsın.

    Bir halka; tabularına esir, göğünden umutsuz, sevgisizlikten belirmiş kavruk omurgalı bir halka, seslendiğin, umut olduğun tahtın bir taş parçası olsa

    “Cesaret tacının hükmü, soydandır, yükseldiğin omuz sendendir, burkulma!”

    Bu ev hep sarsın, bu ev hep kucaklasın sevgi yetimi, umut öksüzü çocukları.

    Kendi çocukluğunun yanaklarından öpen ve öpecekleri ağırlasın güneşli günler ardında.

    Bir balon daha aldım, kırmızı, onu hepimiz için gökyüzüne bağışla!

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: