Kanıtladığını kanıtlamak!

Hayatında dokunduğu insanların dokunuşları ile “Kalan Ömrünü” doldurmak!

Bu dünyada ki en zengin insanların bile elde edemeyeceği bir zenginlik değil midir?

Anı hazinesi içinde beyin orgazmı tatmak…

Tüm olasılıkları hesaplamak ve algıların olası yönelebileceği tarafları kurgulamak…

Bir dostun seni anlayacağını ama seni tanımayanlara “Bol Malzemos” olmak…

Hepsine göğüs gerebilecek kadar güçlü olup olmadığının hesabını yapmak.


A: Toplum baskısı ne kadar da trajikomik bir şekilde oluşuyor değil mi?

B: Evet, halbuki bireylerin kendi aralarında yaptıkları konuşmalara baktığımız da yapıcı cümlelerden oluşuyor. O bireyler yan yana geldiğinde ne oluyor da karşı oldukları bir düşünceyi oluşturuyor?

A: Sosyoloji ve Psikoloji bu ve buna benzer soruları cevaplamak için doğmadı mı zaten!

B: Cesur ol, kendine güven diyor herkes… Öylesine söylüyor farkındasız canlılar…

A: Aslında en büyük hakaret olmalı “Farkındasız insan“.

B: Evet ama bu cümle ile onu ne kadar aşağıladığının bile farkında olmaması ironi kelimesini tanımlıyor işte. Halbuki onore etmek niyeti gibi sadece düşünceyi paylaşmak ile aynı niyette söylenebilir bu aşağılama cümlesi.

A: Haklısın…

B: Peki ne yapmayı düşünüyorsun?

A: Toplum gizli bir hastalığa yakalanmış. Gizli bi…

B: Senin sözünü ciddiye alanlar “ben hastayım” diye inanıp delirebilir. Sosyologlar için iyi bir malzeme olur bu cümle, farkında mısın?

A: Tebessümle baktım sana…

B: Ahh anladım, özür dilerim.

A: Devam ediyorum, yarım kalan cümleme. Gizli bir hastalık, evet… Hasta insanlar, kelimelere ya da eylemlerin olası sonuçlarından herhangi birine direkt inanırlar. Kendilerini tatmin etmek için belki de… Sebebinin kesin olarak bu olduğunu söylersem ben de o hastalığa yakalanmışım demektir.

B: Ama ara ara kesin olan cümleler kuruyorsun, insanlar bunu o tarafa çekecektir biliyorsun…

A: İşte, kanıtladığını sürekli ama sürekli kanıtlamak zorunda kaldığın an doğuyor o zamanda. Ya kanıtlıyorsun ya da kanıtlamıyor oluşunun olası sonuçlarını kabul ediyorsun. Çünkü yoruluyorsun. Bir dost yorgunluğunu anlıyor ama seni tanımayan, insanlık dışı bir baskı ile üstüne koşuyor.

B: Tedavi edebilecek misin?

A: Kayıplar illaki olacaktır. Sesimin ulaşamadığı kişiler için üzülmek anlamsız. Sesimin onlara ulaşamamasının en büyük sebebi, farkındasız beyinlere gençliğimde harcadığım gereksiz çabalar. Aslında bu hastalıktan ölenlerin katili onlar…

B: Evet, şu an bazıları bu bakış açısı ile gerçekten suçlu hissedebilirdi.

A: Bulaşıcı hastalıklar, insandan insana kıtalar arası hızla yayılır. Bu hastalığın da en etkili çözümü, yine insandan insana yayılacak bir farkındalık bakışı…

B: Şimdi de eğitim sistemine müdahale etmemiz gerekiyor.

A: Kapitalist düzenin buna kolayca izin vereceğini düşünmemelisin. Yeni dünya düzeni, düşünmeyi öğretmiyor. Yazılı, görsel basın ya da telefonlarındaki uygulamaların önerileri ile günü öğrenmeden yaşıyor. Baksana “Şunu takip et, bununla arkadaş ol, şunu beğenmiş olmalısın? Şu an acıktın, YE!!!!”

B: Şu an tokat yemiş gibi kendilerine gelmesi lazım o insanların.

A: Evet ama burada da yine sosyoloji ve psikolojiye girmek zorundayız. İnsanlara alışılagelmiş yollarla bir şeyleri fark ettirici boyutta öğretemiyorsun. Bu hastalık öyle bir şey ki, kendini yok edebilecek bir düşünceyi hunharca parçalayabiliyor. Biz buna kendini kandırmak diyoruz.

B: Yine, “Ne yapmayı düşünüyorsun?” sorusuna geldik 🙂

A: Önce bir kitap yazacağım bu kitap beni tanıyan insanların beklentilerinin altında kalabilir, üstünde de olabilir. Onlara bunu kanıtlamaya çalışmayacağım. Yeni katiller yaratmayacağım!

B: Ouv, çok inceydi bu.

A: İşte, etkilenmenin sebebi sana bir hikaye verdim ve hikaye içinde öğrettim. Bu sebeple hastalık farkına varamıyor. Onu kendi silahı ile yeniyorum. Beynin nasıl çalıştığını unutma. Bir bilgiyi ne kadar sıradışı edinirsen, o kadar iyi işlersin.

B: Ve sen bilgiyi de duyguları da sıradışı sunmayı iyi beceriyorsun…

A: Bir gece eğlencesinde “Seni seviyorum” dersen O kadına, iliklerine kadar hissetmeyecektir. “Böyle bir ortamda bile sevgisini dillendiriyor, beni çok seviyor” diye düşünebilir. İstisna da olabilir. Ama klasik müzik eşliğinde, eşsiz bir manzara önünde kalçalarını sana yaslamış bir kadının arkasından onu sararken kulağına fısıltılarla “Seni seviyorum” diye söylemek…

B: Seni tanıdığım için şanslı hissetmeli miyim?

A: Hayır, hisler geçicidir. Gaza getirir. Beni tanımaktan bir ömür boyu şanslı olmak istiyorsan…

Beni tanıdığın için farkında olmalısın…

Ve asla unutmamalısın. Bazı şeyleri tespit etmek için yılların geçmesi gerekir. Ve insanların niyetleri yaşamlarının içinde gizlidir…

Kendini bir şeye adamış bir insanın niyetinin iyi ya da kötü olduğunun sonucuna hemen varma, ihtimalleri tut bir kenarda. Tespit kasma, tespit etmek için veri topla. O niyetin olası bir sürü kazançlı yan sonuçları olabilir. Bir dilenciye vicdandan dolayı sadaka verdiğinde yan etki olarak sevap kazanmak gibi.

Ama o sadakayı verenin sevap kazanma niyeti ile yaptığına inanırsan, yardım etme niyetine inanacağın bir zamanda, pişmanlık her iki yakanda…

O pişmanlığı umursa ya da umursama.

Kendi isteğin ile katil olduğunun sen farkında olmasan da, ben farkındayım aslında…

B: Neden akıl odalarıma bu kadar sert boşalıyorsun ki!

A: İlerde sebebini kendin anlayıp teşekkür edebileceğin bir ihtimal var unutma…

 

10 Responses to “Kanıtladığını kanıtlamak!

  • betwodi/pipicantorres
    3 sene ago

    Önce bir kitap yazacağım bu kitap beni tanıyan insanların beklentilerinin altında kalabilir, üstünde de olabilir. Onlara bunu kanıtlamaya çalışmayacağım. Yeni katiller yaratmayacağım!

    Ne zaman birilerine fayda sağlamak için kendinden hayatından taviz verirsen o zaman kaybetmiş olursun çizgileri olmalı insanların genişletebileceği ama daraltmayacağı hayatımızı daraltan değil ufkumuzu genişleten insanlara yer verelim ama en önemlisi kişiliğimizden taviz vermeyelim …
    kalemine sağlık…

  • Diyarbakırda ki MİNEDA!
    3 sene ago

    TEK CÜMLE….




    TEŞEKKÜR EDERİM.

    • Bana bak gercek olmadigini herkese soylemekten bıktım.. sen hala yorum yapıyosun benim ismimle ayıp ayıp..

  • Aslında bunu fark ettiğini biliyorum soyle ki : ilk zamanlarım da yayın anlayışının tamamen sosyal içerikli farkindalik anlayışı olduğunu düşünüyordum ve senin gibi iyi kalpli bir insanı şans eseri periscope ta tanıdığıma sevinmiştim. Bu adam en fazla bu kadar iyidir tepisitini kasarak :). Ama daha sonra farkindalik kelimesinin anlamını bir kez daha sorgulamaya başladım. Kesinlikle bu başka birşeydi. Bu,bir insanin akıl odalarının bir çok ihtimali göz önünde bulundurarak çok hızlı bir şekilde en iyi ihtimali seçip var olan durum karsisinda en avantajlı durumu oluşturmaktı. Hayatın her alanında ki durumlardan söz ediyorum. Kesinlikle bu başarının sırrıydı, hayatın sırrıydı , düşünce gücünün sırrıydı ve daha farkinda olmadığımız bir cok şeyin sırrıydı.
    Son olarak söylemek istediklerimi anlatacak bir kesit:
    “Çoğu insan fiziksel ,entellektüel ve ahlaki açıdan sahip olduğu potansiyelin çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. Hepimiz hayal bile etmediğimiz şeyler için kullanabileceğimiz yaşam hazinelerine sahibiz” William JAMES.

  • Bu yazıyı kaç kişi okuyarak farkındalık kazanacak? Ya da farkında olan kaç kişi bu yazıyı okuyarak farkindaligina fark katacak?
    Yazıyı okurken geçmişe döndüm Karl Marx ın kitaplarini anlayanbilmek için cümleler halinde ayırıp tartisiyorduk 🙂 umarım herkes bir çıkarım yapabilir 😉
    Halil keşke yazılarını tartisabilicegimiz bi platform olsa da daha fazla başka beyinlerdeki orgazmlarin boşanma hazzini yasak.
    Yine güzel bir yazı olmuş sevgili dostum Halil Apo Karl Marx 🙂

  • Sonra vay efendim ulkeden neden duman çıkıyor.

  • Sana simdi tesekkur etsek bize kattiklarin icin ama ilerde bize kattiklarinin farkina, hayatimizda bazi seyleri yasadigimizda zorluklar olsun guzellikler olsun onlari gordugumuzde tekrar tesekkur edebilmemize musade varmi ? Sadece seni dinlenmemize musaade ettigin icin bile nekadar tesekkur etsek az

  • DİLAN DOĞAN
    3 sene ago

    Yazılarının hangisini okusam neresinden dokunsam üstüme geçiriyorum her kelimeni …!
    Beni (bizleri) daha nicelerini tanımayan bir adam hayatımıza biz istemesek bile nasıl dokunuyordu ?

    ****Annemin en büyük lafı bana sen ‘CESURSUN’ ….Hata yapmak bizlere mahsustur ve hata yapılabilir. kasıtlı olmamak kaydıyla 🙂 ve babam devreye girerdi anında başlardı cümlesine bak kızım unutma : Risk almayan kişi olduğu yerde sayar, girişimci olamaz. Eğer yaptığın her hatadan ders çıkartırsan seni başarıya daha çok götürür …****

    _sonsuz sevgisi, öz güvenini ve her bilgisini bize nakleden adam iyi ki varsın …
    Haremden sevgiler 😉

  • mehmetkaan
    3 sene ago

    “tespit kasmadan, tespit ederek, veri topluyorum”
    ne güzel veriyorsun
    bakalım ne kadar alabileceğim…

  • sirop ju
    2 sene ago

    Daha çok çalmalısın dedim ona, içimden kendi dilimce. Melodiler verdi kulağımdan yavaşça boynuma süzülen orada biraz gezindikten sonra yanağımdaki gamzeden bir nefes çekip dudaklarımda ki haklı isyanı susturan. O melodileri ortalığa dökeceğim kelimelere tercih ettim. Hastasın dendi kimi zaman bu körler gezegeninde görebildiğim için. İşte sırf bu yüzden hep dinlemeyi seçtim tedavi sürecini en az yarayla atlatabilemek için. Bugün burada aklımı da yüreğimi de nereye yasladığımın farkında olarak sadece huzur çekeceğim iliklerime kadar belki de ilk defa gözlerimi kapatıp susmayı bu kadar içten isteyerek… Gördüğünü sevmek kolay asıl marifet göremediğini bulmak.

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: