Neden Periscope Evi Projesi?

Beni uzun zamandır izleyenlerin dışında kime inandırabiliriz ki her şeyin spontane geliştiğini.

1.Sezon’da spontane gelişmeyen ne var ki…

Turnelerimiz, canlı bağlantılarımız, içeriklerimiz, komodin tutarlarımız…

Şimdi en başa dönelim ve size bir dizi olay anlatalım.

24 Ağustos 2015 tarihinde bir arkadaşım ile beraber “Yolda yürüyen iki adam varmış.” başlığı ile yayın açtım. (Bu yazıdan sonra bu başlık ile yayınlar açılırsa tebessüm edin.)

İçeriye gelen 30 kişi ile sürükleyici bir mizahsal sohbete başladık ve o gece oluşan 1.nesil izleyicilerim ile sabahladık.

Bensu ve Sedef ilk yayınımın ilk izleyicileridir. Arada bir yayına gelirler 🙂

O gün çok fazla yayın yaptığım için ısınan telefonum, yüksek sıcaklık uyarısı vermesin diye buzdolabına gitmemizi sağlamıştı. İlk gittiğimiz an olarak kişisel tarihime geçmişti. Dakika 1 gol 1 gibi 🙂

Sonrasında periyodik olarak evimin buzdolabına ya da gittiğim mekanların dondurma, soğutucu vb bir çok yerine izleyicilerimi atmaya başlamıştım 🙂 Ve ilginç bir şekilde bu hepimizin hoşuna gidiyordu…

Bir ara ismim “Buzdolabından yayın açan adam” diye geziniyordu etrafta.

O zamanlar günün bir çok saatinde yayın açıyordum, ne de olsa amatörlüğün dibinde geziniyordum ve herhangi bir amacım yoktu. Taze kan açlığımı gideriyor, eğleniyordum. Ve bunları dünyayı kurtarmadığım zamanlarda yapıyordum.

Yine ilk zamanlar “Yürüme Yayını” başlığı ile yayınlar açıyordum ara ara. Tamamen mizahsal amaçla herkesin birbirine yürüdüğü bu yayında kendimi Joker, Araböcek ilan etmiştim.

Kimse size yürümüyor ya da yürüyecek kimse bulamıyorsanız bana yürüyebilirsiniz. Ama ben kamu malıyım, halka açığım…

Tabi bazı hanım ağa formatında olan motor ablalarımız bu duruma entellektüel masturbasyon yaparak tepki gösterip “Sadece ben yürüyeceğim sana” demeye başladı.

İşte kişisel tarihimde “Komodin” lafının ağzımdan çıktığı ilk an.

“Sadece senin olmam için komodinime çok büyük şeyler bırakman lazım.” evet bu cümle ilk anladığınız anlamı ile kullanıldı. Sonrasında “her şeyi bırakırım, çok zenginim” demesi ile “ne bırakırsan bırak samimiyet fakirisin, bu sebeple istediğini alamadan yok olup gideceksin.”

ile hikaye bitmişti. Lakin ben bu benzetmeyi çok sevmiş ve artık yürüme yayınlarımda “Komodinime gelmen lazım” demeye başlamıştım.

Devamında izleyicilerim ile buluşmaya başladığımda “Komodinime ne bırakacaksın?” eylemine evrimleşti. Yani buluştuğumuz zamanlar bana ne ısmarlayacaksın. Çay, kahve, yemek vs…

“Komodinine şunu bırakmak istiyorum.” tarzı spontane gelişen eylemler insanların bu benzetmeyi gerçekten sevdiğinin kanıtıydı.

Uzun bir süre komodin, bu evriminde devam etti…

1.Turnemi gerçekleştirdiğimde izleyicilerimin beni ne kadar sevdiğini gözlerimle görüp iliklerime kadar hissetmiştim. Her biri arkadaşım oldu sonrasında…

Çünkü bir daha asla 1.Sezon olmayacak, çocukluk arkadaşlarım olmayacağı gibi…

Bu sebeple onlar çok kıymetli…

Ama çocuğumuzu kesecek kadar değil 🙂

İzleyicilerim arkadaşlarım oldukça, birbirimizi sahiplenişlerimiz de arttı. Ve bir gün “yaz geliyor telefon ısınınca ne yapacaksın?” cümlesi üzerine içeride bulunan 50 kişi “Aramızda para toplayıp sana telefon alalım” demeye başladılar.

Siz bilirsiniz, ben müdahale etmiyorum nasıl isterseniz diyerek konuyu o an kapattım. Ama periyodik olarak bu konuyu açıyorlardı. Ve evet önümüz yaz olduğu için kesinlikle sorun olarak duruyordu.

Kabul ederek, hesap numarası ve IBAN vermeye başladım. Sonrasında Paypal entegrasyonu yaptım ve başlığına “Komodine gel” yazdım.

Evet, komodin tekrar evrimleşmişti.

1.000 TL’ye yakın bir tutar toplandığında Ezra isimli izleyicim canlı yayının ortasında “Sana IPhone 6S Plus” alıyorum dedi ve dediğini gerçekleştirdi.

Komodinde toplanan para için yeni bir şey bulmalıydık. O zaman yayınları daha kaliteli yapmak için projeksiyon vb. şeyler için yapalım dedim ve Komodine bu yönde bağış almaya devam ettik.

İnsanların “Sen güzel bir şey yapıyorsun Halil” demesi üzerine bağışlar geldikçe gelmeye başladı…

Madem bu kadar spontane eylem sonucu bunlar oldu. O zaman sezon 2 için yapılabilecek her şeye sahibiz demek ki demeye başladığım an, ansızın Periscope Evi projesi doğdu…

Ve yaklaşık 45 gün boyunca bunun zeminini hazırladım.

Şimdi ise yerleşeceğim ev için iki güzel söz aldım…

İç Mimar Meral Akçay’dan özel bir duvar, mimarisi ve yapımı kendisi tarafından karşılanacak şekilde.

Doğan’dan (Poppy, Kel Adam) Güçlü bir bilgisayar

Çok fazla insan, çok fazla dokunuş.

Asla doymayan açlıklarımdan sadece biri!

Başarı…

Öyle çok para değil, ya da kariyer. Sıradan başarılar, ufak açlıklar…

Daha özel başarılar, daha leziz anılar, beni en fazla doyuran unsurlar…

Olabildiğince her şeyin farkında olabilmek, Bir kadını tanrıça gibi hissettirmek…

Zenginlerin elde edemediklerine erişmek,

Başarının beden bulmuş haline bürünmek…

Asla doymayan açlıklarım – 1: Başarı” yazımdan bir kesit.

 

8 Responses to “Neden Periscope Evi Projesi?

  • bence çok hoş bi proje tebrik ederim 🙂

  • Süperdi halil abi çok begendim yazmaya devamm

  • Dilekkkkkkkkk
    2 sene ago

    Başarıların sonsuz olsun,hayatına do kunduklarinla birlikte başka hayatlara her zaman dokunabilmen dileğiyle

  • Mehmetonboard
    2 sene ago

    Tanıdığım büyük bir çoğunluğun, kafasının üzerindeki kıvrımlı nesnenin ne işe yaradığını bilmediği şu günlerde.. senin gibi birilerinin olduğunu bilmek gerçekten çok umut verici ve mutlu edici… Başarılarının devamını diliyorum. .. Proje için tebrik ediyorum 🙂

  • Last Recorder
    2 sene ago

    Hayatının geri kalanını; seni seven insanlarla, onların bıraktığı anılarla, güzel yüreklerle, ve en önemlisi şımarmadan geçirmek için muhteşem bir plan

    Not: Zaten hepimizin aklına gelmişti böyle bir şey -_-

  • ZeynepSena (@zynpskl1)
    1 sene ago

    Bir olguyu çocukluğundan başlatıp, yanında güzel, kirletmeyecek ve sabote etmeyecek insanlar biriktirerek olumlu dönüşlerle devam ediyor olmanız çok güzel ve heyecan verici ilk bakışta bile. Ne yaparsak yapalım nasıl insanlar biriktirirsek biriktirelim asıl olan hep evlatlardır ya nasıl büyür kendine nasıl güzellikler katarak gelişir asıl mesele budur ve yolunuzdan sapmadan evladınıza ömrünüzü adamayı planladığınıza tutunarak insanlara dokunuyor olmanızın samimiyeti doğru noktadan bakınca yeterince açık. Yazınızı ve bunları hem yaparken hem anlatırken ki yaşadığınız ve hissettiklerinizi bir nebze anlayabildiğimi düşünerek yorum yazmak istedim. Paylaşılanların samimiyeti hissedildikçe gülümsemeler saflaşır (hem güzelleşir ve safları sıklaşır ) bu kadar yazmak istememin sebebi tabir-i caizse kapımıza elinde bir tabak tatlıyla gelen birine sadece teşekkür ederek temiz tabağını geri vermektir veya bir tabak tatlının düşünülmüş olmasının hazzını yaşayarak daha müsait bir zamanda kapıdan gülümsemeyle ve minnetle aldığımız tabağı emeğimiz ve elimizden gelenlerle güzelce doldurup o tatlının geldiği kapıya bizde adım atarak gittiğimizde güzel düşünceyle gelen tatlının yerini kendi damak tadımızdan bir lezzetle katkıda bulunmaktır en güzel usülü. Bende yazınızı okuyup kendimce size teşekkür etmek istedim. Güzel meyveler toplayıp güzel tatlarla buluşmanızı dilerim.

Trackbacks & Pings

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: