YA İD’İMİZ ÖZGÜR KALSAYDI!

10123_1221940343621_1082334051_711599_897774_n

Uzaman olmuş, klavyedeki tuşlara blog yazısı yazma amacıyla dokunmayalı.

Her pazar yazmaya çalışmamdan olsa gerek, pazar günleri yazacak vakit bulamadığımda bir sonraki haftaya ertelerdim eylemimi. Bu hafta farklı olarak pazartesi yazma ihtiyacımı giderme çabasına girdim.

Başlığın bir çok okura anlamsız geleceğinin farkındayım. Dolayısı ile yazıma, tanımlamalarla başlamam gerekiyor.

Aslında senin içinde olan bir duygu-dürtü bu id. Nasıl mı?

Ego kelimesinin anlamını hepimiz biliyorsunuzdur. Lakin ego, bulunduğu sınıfın tam ortasında yer alan bir kavram. İd ve Süper ego ise isimlerinden de anlaşılacağı üzere, kısmen ego’nun farklı varyasyonları.

Anlamları için Wiki’ye bir göz atabilirsiniz.

Konu ile alakalı olan yeterli tanım şu: İd, zevk temelli bir istekler ve aşırı ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasıdır. Temel ve en ilkel benliktir. Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların en bencilce doyurulmasıdır.

Şiddet göstermekten zevk alanların yani sadistlerin kendilerini tatmin etmesinin karşılığıdır.

——————————————————————————–

Hayatımızı yaşamamızın en büyük gizli amacıdır, tatminlik.

Gün içerisinde aldığımız her kararın içinde tatminlik vardır. En çok tatmin eden ortamlara gider ya da insanlarla sohbet ederiz.

Bebek olduğum zamanlarda ki  ağlamam  ”Beni tatmin edin” cümlelerimi söyleme şeklimdi.

Henüz egom oluşmamıştı. Dolayısı ile tatmin olana kadar ısrarcı olmaya devam ettim. Ta ki egom ve süper egom oluşana kadar. Dengeleyici unsurlar oluştuğunda ağlamayı bırakacak ve bu sefer egolarımı tatmin etmenizi bekleyecektim.

Büyüdüm.

Sınıfımın en popüler, tırnak kontrollerinde en temiz çocuğu olmak zorundaydım. Egomun bedenimi yönettiğinin farkına varmaksızın ihtiyaçlarımı gidermek için yaşamaktaydım.

Sınıfımın gözdesi olmak yetiyordu, ta ki biraz daha büyüyene kadar.

Adını bile bilmediğim ihtiyaçlar serisi durmak bilmiyordu ve ben yetinmek neydi bilmiyordum. Amaç sadece başarmışlık hissiyatı, popüler olmanın verdiği hazzı tatmaktı. Halbuki bunlar benim egolarımdı, çok sonraları öğrenecektim.

Okulumun en popüleri olmaya alıştığımda, sıradanlıkla boğuşmaya başladım. İçimde ki bir şey özgür kalmak istiyordu ama aklım ve ahlaki değerlerim sürekli bir baskı kuruyordu.

Geçen her süre zarfında kendimi tatmin etmenin daha profesyonel yanlarını buldum. Gelişen egom, id’imi gizli şekillerde nasıl tatmin etmem gerektiğini öğretiyordu, yaklaşan patlamanın farkında olmaksızın, id’im uzun bir süre zarfı boyunca baskı altında durdu.

Lise zamanlarımdı.

Herkesin olmak istediği yerde olduğumdan olsa gerek sürekli iftiralar ve sataşmalarla geçiyordu günlerim. Israrla yanıma gelip sataşmaya çalışan gençlere dersini vermek istesem de, sahip olduğum popülarite yüzünden serin kanlı duruyordum.

Sataşan genç her zaman ki gibi yanıma yaklaştı. “Yine mi ya” dedim içimden. “Bugün bütün havan sönecek” dedi bana, dudağının bir kenarını sinsice kıvırarak. “Dikkat et, düşündüğün şey başına gelmesin” dedim dudaklarımı aynı şekilde kıvırarak. O an dudaklarımın sinsi bir şekilde kıvrılmasının, onunkinden çok daha hoş ve karizmatik olduğuna karar verdim.

“Yok, yok o kıvrılan dudaklarını patlatırsam sadece kendime değil, herkese karşı gösterebilirim asla benimle boy ölçüşemeyeceğini” düşüncesi bir anda beni ele geçirdi.

Boyu benden 10 cm daha kısa olan Mesut’a kafayı gömmek istiyordum. Kırılan burnundan ve patlayan dudaklarından akan kanlar beyaz okul gömleğini kırmızıya boyamalıydı. Benden yediği kafa ile iç güdüsel olarak başını öne eğip ellerini yüzüne kapatacak, sanki kanları durdurabilirmiş gibi istemsiz olarak yaptığı bu hareket karşılığında, eğilmiş başını avuçlayacak olan ellerimle başını dizime geçirecek, dişlerinin dizimin bir kısmını kanatacağının farkına varmaksızın yere düşüşünü izleyecektim.

Yüzümde başarmışlığın verdiği küstah bir tebessüm olacak ve uzun zamandır bastırdığım id’im tatmin olacaktı. “Hadi yine sinsice dudaklarını kıvır bakalım” cümlesi ile kapanışı yapacaktım.

İçimdeki adını bilmediğim bu duyguyu özgür bıraktım ve onu bastırmaktan vazgeçtim. Hayatım boyunca hiç bu kadar tatmin olmamıştım. Vücudumun her bir yanı zevkten karıncalanmaya başladı.

“Korktun mu ha!”

Kendime geldim, Mesut’un bu cümlesi ile. Lanet ettim beni uyandırdığı için. Karıncalanma hissi bir anda yok oldu ve onu benden aldığı için yüzüne kafa atmaktan daha fazlasını yapmalıydım.

Bir anda kafasının sol yanını avuçladım, parmaklarım bir kısım saçını kavradı ve iki adım uzağımızdaki duvara yapıştırdım. Yüzünün sağ tarafındaki bütün kılcal damarları patlattım ve elimi kafasına 45 derecelik açı ile bastırarak pürüzlü olan okul duvarlarına paralel bir şekilde itmeye başladım. Yüzünün duvardaki çıkıntılara takılarak yırtıldığını hissedebiliyordum. Çok geçmeden okul duvarının diğer duvar ile birleştiği noktaya yetiştim. Elimi hızlıca kafasının arkasına kaydırdım ve var gücüm ile suratının ortasını karşısında ki diğer duvara yapıştırdım.

“Ne oluyor burada” cümlesi ile tekrar rüyamdan uyandırıldım. Bu sefer konuşan okul müdürüydü.

“Bir şey yok hocam, Mesut ile konuşuyorduk” desem de, pek öyle görünmediğini ikimizde biliyorduk. “İkiniz de hemen odama geliyorsunuz” şeklinde ki emir kipini yerine getirmek için adımlarımızı atmaya başladık.

Odasında bize bir kaç nasihat ettikten sonra sınıflarımıza gönderdi. Farklı sınıflarda olduğumuzdan dolayı olay oracıkta hemen kapanıvermişti. Dolayısı ile geometri dersinde rahatsız edilmeden düşünecek bolca vaktim olacaktı.

“Az önce içimde oluşan bu histe ne” sorusu, cevap bulmam gereken bir sürü sorudan sadece ilkiydi.

——————————————————————————–

“İşte böyle oğlum, senin zaman zaman hissettiğin her şeyi gençken bende yaşadım” dedim 17 yaşında olan çocuğuma. “Egon bu id’ini bastırmayı öğrenecek ve sende toplum içerisinde saygın bir kişi olarak kendini tatmin etmenin yollarını keşfedeceksin” -”Peki, özel bir soru sorabilir miyim baba?” diyen oğlumun sempatik ve birazda mahçup olmuş ses tonu, aklıma; “Her babanın aslında oğlu ile böyle arkadaş olabilmesi gerekiyor” düşüncesini getirdi. “Tabi ki de sor bakalım.” dedim tebessüm ederek. Tebessüm edişimin onun daha rahat olmasını ve öz güvenini arttıracağını yıllar önce fark etmiştim.

“Peki bazen annem ile konuşmalarınız, bağırışmalara dönüşüyor. O zamanlarda çok korkuyorum ikinizden biri bir şey yapacak diye. Neden bağırıyorsunuz ki?”

“Bazen kalbini birleştirdiğin insan ile uzaklaştığını hissedersin, o kadar uzak hisssedersin ki farkında olmadan bağırırsın. Sesini duyurmak için bağırırsın. Bazen ise o kadar yakın hissedersin ki tek beden olmuş, fısıldaşarak ya da sadece bakışarak konuşursun.

O yüzden, bağıracağını hissettiğin an yaklaş sevdiğine. Kalbini uzak hissetsen de, onu kucaklaman tekrar yakın olmanızı sağlayacak. Biz annenle bazen bunu unutabiliyoruz.”

“Unuttuğumuzda bize hatırlat oğlum.”

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir