YENİ YOLCULUKLAR.

0610201212371-300x225

Haklısın.

1,5 ay zaman oldu yazmayalı, arayışlarım içerisindeki kayboluşlarım sonucunda kendimi bulma amacı ile işte buradayım.

Karşımda Haydarpaşa, hayallerinden ayrılan ya da hayallerine giden yolcular vapurlarda. Hepsi ayrı bir hikaye.

Şimdi ise benim ki.

Derin bir nefes al, benim gibi. Ve edindiğim tüm tecrübelerimi dinle.

6 Ekim – İstanbul yolcusu.

Yeni projeler, yeni insanlar, yeni fikirler, yeni hayatlar ve yeni anılar. Hepsini tatmalı, yaşamalı, başarmalı umudu ile yine yollardayım. Kutsal amaçlar için evini bana açan yüreği güzel insanlar var. Bir insana evinin kapısını açmak, onu hayatının bir köşesine yerleştirmek demek. Bundan dolayıdır ki hayat arkadaşımız ile aynı evde yaşadığımız an itibari ile hayatımızın köşesine değil merkezine yerleştiririz. Bu güzel arkadaşlarımdan beni hayatlarının bir köşesine yerleştirdikleri için mutluyum (: Sırası ile hepsine tek tek teşekkür edeceğim.

Her yaştan insan ile doya doya 1,5 ay geçti, öğrencilik yıllarıma geri döndüğüm anlarda oldu, kariyerim için çeşitli iş adamları ya da iş kadınları ile toplantılarımda. Hepsi tadından yenmeyecek lezzetler bıraktı damağımda. Yeni bakış açıları kazanmamı sağlamaları, yeni fikirlere ön ayak olmaları. Biliyorum kıskandırıcı duruyor olabilir.

Ama unutmayın ki her güzel anı, fedakarlıkların bir ürünüdür.

20 Ekim Yiğit Soyukut’un Doğum günü – Açılan yeni kapılar.

201020121306-300x225

Tekrardan nice senelere Yiğit’cim. 20 Ekim gecesi, ileride ki başarılarımızın tohumlarını ilk attığımız bir geceydi.

Kalabalık bir ekiple hep beraber hayalperestte toplanmış öylesine eğleniyoruz, ne de olsa doğum günü çocuğumuz var ama hayatın bizim için daha önemli planları varmış meğerse.

Muhabbet enfes bir şekilde masamızda, o sırada tepemde biri dikiliveriyor, “Sen kimsin” diye bir soru yöneltiyor, “Hı sen kimsin” diye cevaplamadan bir soru daha. Masada ki herkes gelen hatunu tanımakta ama benim en ufak bir fikrim bile yok. Arkadaşlar soru karşısında eğleniyor ben ise durumu garipsemeye, “Kim olabilir bu lan” sorusunu beynimin  iç kısımlarında sorgulamaya başlıyorum. Eğlenceli bir hatuna benziyor diyerek ilk tespitimi yapıyorum, hemen ardından kişilik analizi yanlarım deli gibi çalışıyor.

Lafını esirgemez, dobra, kaliteli, girişken, biraz sert ama eğlenceli. Hayatımın bir köşesine hoş geldin Ceren.

Yalnız değil Ceren, yanında yakışıklı, ağır abi görüntüsüne sahip boyu, posu yerinde biri var. Kalabalık masamızda ki ortama yabancı olan tek kişi. Dolayısı ile gözümün bir ucu ile onu analiz etmeye devam ediyorum.

Masamız kalabalık,

Ozan (Devartes Yazılım Sorumlusu -namı değer Müdürüm)
Perçem (Calzedonia Mağaza Müdürü)
Yiğit Soyukut (TEB – Kredi Uzmanı)
Hanife (Kosgeb Uzmanı)
Ceren (E-Ticaret Uzmanı ve Harika Bir Aşçı)
Görkem (Özel Bir Şirkette Bilişim Departmanı Sorumlusu)
Yiğit Alper (Sosyal Medya Uzmanı – Başka bir fikrimin ilham kaynağı)

bu kadar insanı bir arada bulduğumda o masada eğlence amaçlı bulunsakta iş yapmadan duramam ki (:

Konuyu eğlenceli bir şekilde işe getiriyorum ve hop Yiğit Soyukut bir projeden bahsediyor. Gelsin bakalım yeni fikirler. Avuçlarım kaşınıyor, kanım daha hızlı akıyor, ne de olsa çalışmak için yaşayan, bir ruh nefes alıyor içimde. Bahsi geçen proje ile ilgili son ayrıntıları konuştuktan sonra müdürüm Ceren ile beni dışarı çağırıyor. Hop bir proje daha, on dakika yüzeysel bir konuşma sonrasında ileri bir tarihe randevulaşıp içeri giriyoruz. Çok geçmeden masamızdaki ağır abimiz yanıma geliyor. “Hop ne oluyor” diye bir ses içimde yankılanıyor. “Merhaba Abdullah” ile Görkem’in sesini duyduğumda şaşırıyorum, ağır abimizden beklenmeyecek bir ses tonu var kulaklarımda. “Hangi dillerde program yazıyorsunuz” diye bilgimi yokluyor, cevaplarını bir bir veriyorum ve o da ne! bir proje daha. Yiğit Soyukut’un doğum gününde kucağıma 3 proje düşüyor. Bir terslik var yahu, bu projeleri hediye olarak nitelendirirsek, doğum günü çocuğu yerine bana geliyor.

Bir gece de bu kadarı yeter diyerek dağılıyoruz, mevcut projelere yenileri ekleniyor, daha kompleks düşünme yeteneğim gelişiyor. İşlem sırasına alıyorum bir bir. Gün 24 saat, hepsine yeterim diyorum.

Bir gün sonra büyük projemiz için bir şirketle ansızın gelişen bir randevu alma ve hazırlıksız sunuma gitme durumu ile karşı karşıyayım. İşte bu gibi durumlarda öz güven sizin tek çıkış kapınız oluyor.

Satın alma müdürüne hiç bir materyal olmadan sunum yapmaya başlıyorum ve ilginç bir konuşma geçiyor aramızda.

-O: Ürünü görebilir miyim? (Diz üstü bilgisayarımı göz ucu ile işaret ederek)
-Ben: Yanımda yok.
-O: Katalog ?
-Ben: Yok.
-O: Kartvizit?
-Ben: En sempatik yüz halime ve ses tonuma bürünerek “O da yok, ama isterseniz tam donanımlı bir mail gönderebiliriz size”
-O: Çok harika olur.

Bu görüşme nasıl mutlu sonla biter ki diye soruyorsanız çok basit bir cevabı var. Karşınızda ki insana güven verirseniz bugün değilse bile yarın sizi tercih edecektir.

Bir kaç gün sonrasında kulağıma gelen bilgi her şeyi özetliyor.

“Abdullah’ı bu kadar genç beklemiyordum, enerjisini sevdim şu an ondan haber bekliyorum” diyen satın alma müdürümüz benim bu cümleyi bildiğimden habersiz olduğundan dolayı işim kolaylaşmıştı.

Göndereceğim mail’in taslağı aklımda canlanıvermişti. Ufak bir kesit paylaşabilirim.

Mail’in içeriği size bir ürünü pazarlamaktan daha çok ürün/pazar analizi içerdiğini olduğunu (sanki satın alma departmanınızda çalışıyormuşuz gibi) sizde fark etmişsinizdir. Aklınızda “neden” diye bir soru oluşabilir. Hemen yanıtlayalım, görüştüğümüz tüm şirketler bize ürünü pazarlamaya çalıştı size iletmiş olduğumuz X dosyasında bulunan ürünleri Türkiye’de kullanan referanslarınız var mı diye sorduğumuzda cevap her zaman “Hayır” dı. Pazarın bu kadar bakire olduğu ve bu yeniliğe alışması için müşterinin gerçekten güven alması gerektiğini hesaplamadıklarından olsa gerek “ne kazansak kardır” düşüncelerine sahip oldukları aşikar.

Türkiye bugün değilse bile yarın muhakkak bu yeniliğe alışacaktır. Bu alandaki ilk müşterilerimizden kar etmeden karşılıklı tecrübe edinmeyi ve tüm kartlarımızı açık oynamayı tercih ediyoruz. Müşterilerimize açık kartlarla gittiğimizde verdiğimiz güven bugün olmasa bile yarın bu ürünü kullanmak istediklerinde ilk akla gelen ismin biz olmasını sağlayacaktır.

Çünkü henüz çok genciz ve kar etmek için aceleci davranmıyoruz. 

Satır aralarını iyi okuyabilen biri iseniz, yukarıdaki mail size nasıl bir strateji izlediğimi anlatacaktır.

Top bizden çıkmış, artık haber bekleme safhasına geçmiştik. Boş beklemek olmaz diyerek yeni görüşmelere yelken açmak için Avrupa yakasına geçmeye hazırlandım.

Grafikerim Atakan’la beraberiz.

Biraz hasret giderdikten sonra klasik olarak işe geçiyoruz. Bazı sanatçılarla görüşmüş, film yönetmenleri tanımış. Immm yeni projeler kapıda, kokusunu alabiliyorum. Bu muhabbet devam ederken, Atakan’ın iki arkadaşı geliyor yanımıza. Sanatçıların sahne performanslarını fotoğraflamaktan keyif alan ve hobilerini meslek haline getirmek için çabalayan iki yeni yetenek ellerimde.

Yusuf Ozan ve Emre.

Gece uzun, sabah 7′ye kadar tüm tecrübelerini alıyorum. Müzik camiasında işlerin nasıl yürüdüğünü öğreniyor ve mevcut projelerle ilişkilendirmek için kendi tecrübelerimle harmanlıyorum ve gençlere işlerine yarayabilecek tüm tecrübelerimi aktarıyorum. Göz bebekleri büyümüş bir şekilde beni dinliyorlar, saat ilerledikçe küçülen göz bebeklerine bakıyor ve artık uyku vaktiniz geldi diyerek evlerinden sabahın altısında çıkıyorum.

Erdoğan ve Kemal

Görüşmelerle geçen günün sonunda iki yeni isim giriyor hayatımın minik minik köşelerine. Beşiktaş sahilinde leziz bir sohbet ile sabahlıyoruz. Ucundan iş ama daha çok insan ilişkileri üzerine sohbet ediyoruz. Erdoğan daha dirençli, Kemal dizlerimde uyumaya başlıyor, bir saatlik uykuya ihtiyacım var diyerek bankta cenin pozisyonuna giriyor ve uykusuna başlıyor.

Her şey ne kadarda güzel görünüyor değil mi?

Aynı anda bir çok kapı açılmış görünüyor ve bir sürü insan giriyor ise hayatınıza, bir çoğunun kapanacağını ve hayatlarınızdan çıkacağını unutmayın. Zamanınızı hangi kapılardan girmek ve hangi insanların hayatınızın içinde bir fiil kalması için harcamanız gerektiğini iyi analiz edebilmeniz, görev dağılımını iyi yapmanız gerekiyor.

Bir kaç gün sonra Atakan “Hadi abi az eğlenmeye çıkalım diyor”.

Taksim-İstiklal caddesi bekle bizi. Eskici diye bir mekana giriyoruz. Ben, Atakan  ve Melis

Çok fazla gürültü var, yürüyecek alan bulmakta zorlanacak kadar kalabalık. Sürekli yanıp sönen ışıklar. Hızlıca herkesi süzüyor, insanların yüzlerinden duygularını okuyorum. Üst kata çıkıyoruz ama oturacak yer yok. Peki az ayakta kalalım illaki boşalacaktır ümidi ile bekliyoruz. Dans etmeyi sevmeyen ben, etrafı izliyorum. Atakan arkadaşı ile dans ediyor, yalnızlık her zamanki gibi yakışıyor bana.

Gece ilerliyor ve yedi kişiden oluşan bir ekip dikkatimi çekiyor. Hmm bunlarla biraz muhabbet edebilirim diyor ve doğaçlama oyunuma başlıyorum.

Gecenin sonunda masalarımız birleşmiş, eğlenceli fotoğraf karelerimiz olmuş ve hayatımın köşelerine yeni insanlar yerleşmişti. Ekip 19 yaşındaki gençlerden oluşuyordu bu yüzden, günün sonunda henüz büyümemişlerle “Selamdan ötesi yok” ilişkisine girdik. Yaşına göre daha olgun olan diğer arkadaşlarımız isimlerinin anılmasını hak ediyor diyerek “Teşekkür ediyorum” onlara.

1711201213551-300x225 (1)

MertcanİdilBüşra

Mertcan (Solda), klarnet çalıyor ve mesleki bir küpe takıyor (klarnet simgesi), İdil (Sağda) ise kulaklarınızın kirini atabileceğiniz bir sese sahip, keyfi birazda yerindeyse, kendinizi şanslı bile hissedebilirsiniz.

İstiklal’de Mertcan ile İdil başlıyor müzik söylemeye, bende “Bunu da yaptım” diyerek tattığım duygulara bir yenisini daha ekliyorum.

Sabah 07:00′de ayrılıyoruz. Yeni bir güne uyanmak için.

25 Ekim – 28 Ekim (Kurban Bayramı)

Ailemden uzaktayım, İstanbul’un başka bir köşesinde evini bana açan Anıl ile beraber güne başlıyoruz. Elimi telefona atıyorum ve canımdan birer parça olan ailemi arıyorum bir bir. Yan yana olamamanın burukluğu içimi kaplıyor. Biraz hüzünleniyorum ve kendimi bu duyguya bırakıyorum.

Böyle bir aile içerisinde büyüdüğüm için şanslıyım diyerek kendimi toparlıyorum.

Bayram sebebi ile herkes şehir dışında. İş görüşmelerimde yok.fuin-131x300

“Günümün içinde iş olmalı, olmalı ki bir şeyler başarmış gibi hissedebileyim.” Günün büyük bir kısmını Fuin (Ozan’ların köpeği) ile geçiriyorum. Poposunda pembe bir iç çamaşırı, odanın içerisinde oradan oraya koşuyor. Tuhaf duygular var içimde, bayramı böyle geçirmemeliyim (bir köpekle) diyorum ve elimi telefona attığım gibi iş konuşabileceğim herkesi arıyorum.

Ve işte bu!

Saat 22:00′ye bir randevu ayarladım ama daha beş saat var. Günün içerisine iş sokmaktan dolayı gelen enerji ile mevcut programlarımı ve notlarımı düzenliyorum müzik eşliğinde.

Sanki yeni bir aşk doğacakmış gibi bir heyecan ile saatin 22:00 olmasını beklediğimi itiraf ediyorum.

Parça parçada olsa bayramı bir kaç iş görüşmesi ve “bitsin artık şu bayram” düşüncesi ile noktalıyorum.

29 Ekim – Cumhuriyet bayramı

Yine mi tatil. Ups…

İşiniz yok mu sizin yahu, gelin artık işinizin başınıza. Neyse ki özel sektörün bir kısmı işe başlamış, o zaman onlarla görüşelim diyerek hemen yola koyuluyorum.

“Manyak mısın?” sorusunu duyar gibiyim senden.

Tebessümle bakıyorum yüzüne, ve tek cümle söylüyorum sana. “Bir şeyler üretmeyecek ve başarmayacaksam neden nefes alıyorum ki, unuttun mu hayallerimi yaşamadan cennete bile gitsem ağlarım ben”.

Belki bir gün başarıya ve çalışmaya doyarsam, söz veriyorum uzun bir süremi işe-güce bulaşmadan geçireceğim.

30 Ekim – 18 Kasım

Kobilerin ofisinde ya da tanınmış markaların  toplantı odalarında geçen günler.

Doğru yerde doğmuş olabilirim ama yanlış yerde yaşadığım kesin dememe tekrar tekrar sebep olan anılarla geçen 2,5 hafta.

Kiminle nerede, nasıl görüşürsem görüşeyim her zaman bir başarı olmak zorunda hissettiğim yıllar geçiriyorum.

Anlatmak istediğim ama zamansızlıktan dolayı anlatamadığım, bazı ayrıntıları ise elimde olmayan sebeplerden dolayı paylaşamadığım kimine göre gereksiz kimine göre yaşanması gereken 1,5 ay geçti gitti.

Son yazımdan bu yana bende çok değişti. Bir sonraki değişime kadar, bu süreci sindirmem gerek diyerek sıcak evime gidiyorum.

Ailesinden uzakta parasız, burada bir hayat kurmaya çalışan azimli gençlerle tanıştım, bunun yanı sıra çuvalla parası olan ama beyinsiz olup eli hiç bir iş tutmamış, karar verme yetisi olmayan insanlarla da tanıştım.

Bazıları ile bir kaç saatimi paylaştım bir daha asla paylaşmamak üzere.

Bir de görüşüp karşılıklı bir kahve içemediğimiz kişiler oldu. Bazıları ile iyi ki içmemişim diyorum o yüzden onların ismini anarak bu yüreği güzel insanların isimlerinin arasına yerleştirmeye gerek duymuyorum.

Bir daha ki gelişimde kahve içmek dileği ile (Kübra ve Sevinç)

19 Kasım (Yarın)

İstanbul’dan beni uğurlayacak olan Anıl ile son saatlerimi geçirerek, Sabah 07:30 da taksi ile evimin yollarında olacağım. Derin bir nefes alarak, memleketimin kokusunu içime çekeceğim, evimi solumaya doğru yol alırken az sonra beni bekleyecek olan rahatlığı canlandıracağım aklımda.

1-2 saatlik duş sonrasında traş olma süreci.
Ailem ile enfes bir kahvaltı (Ekmek ve çayım eşliğinde)
Bir çok insanın anlayamayacağı musluk suyum.
Bu dünyadan soyutlandığım çalışma masam.

ve işte yeni girişimlere yelken açana kadar olan sürecim başlamış olacak. Çünkü daha sonuçlanmamış bir sürü görüşme bıraktım arkamda.

Peki yarın “Ne yapıyoruz Abdullah“.

——————————————————————————

Not: Neden bu cümle bitirdin saçma olmuş diyenler olacaktır. Dedim ya her şeyi anlatamam.

Yarın güzel şeyler yapacağız. Evet yorulacağız, kolay olacak demedim ama başaracağız.

Bana yeni anılar kazandıran herkesten öyle ya da böyle bahsetmeye çalıştım ve benim için “Güzel insan” sıfatını az  ya da çok kazanmış herkesin ismini andım. Bir daha ki sefere kadar hepiniz hoşçakalın ve bana güzel haberler gönderin.

Seçmece cümlelerimiz:

-Eto bozulmuş.
-Ne yaptın sen Fuin hı ne yaptın?
-Olur öyle şeyler.
-O kız buraya gelecek.
-Ateşini ben yaktım, sen söndür.
-Kolici Mahmut.
-Yarın ne yapıyoruz Abdullah?

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: