YENİDEN DOĞMAK

523325_4532190427067_268301225_n

Huzurlu bir şekilde soluk almaktan çok uzak kalmış, benliğimi yitirmiş, sonsuz bir arayış içerisine girmiştim. Dönüp dolaşıp sürekli kendime sorduğum soru ile başbaşa kalıyordum. Karanlıkta, sessizce.

“Oralardan buralara nasıl gelirsin?”

Bu soruyu düşündüğümde hissettiklerimi anlatabilmeye çalışmak bile anlamsızdı aslında.

Şöyle düşünün;

Çocukluğunuza dönüp, hayatınızdaki mutlulukları toplayın.

Gençliğinize gidin,  başarmayı hatırlayın, o yenilmez hissettiğiniz anı. Herkesin hayran dolu bakışlarını.

Sonra kaybedin! Her şeyin alabildiğince uzaklaştığını düşleyin.

Avuçlarınızdan kayan su gibi, tutmaya çabalamak boşa. Gözlerinizdeki endişeyi görebiliyorum. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Kaybettiniz.

Kaybettim…

Bir kaç satırda anlatmaya çalışsam da, asla o etkiyi oluşturamayacağımın farkındayım ama denedim en azından. Zaten önemli olan da bu değil mi?

Deneyebilmek.

Başarıp başaramayacağını tecrübe etmek, yanlışlarını seçebilmek ve korkusuzca tekrar tekrar taaa ki başarana kadar denemek.

“Beni ben yapan her şeyi bir kutuya koymuş ve kutuyu da denizin derinliklerine göndermişler.” gibiydi hissettiklerim. Tekrardan dalıp çıkarmak için çok fazla tehlike beni bekliyordu. Kulaklarım basınçtan patlayabilir bir daha huzuru dinleyemezdim. Ya da benliğimi o derinliklerde bırakır bir daha asla kendim olamazdım.

Kendiniz olabilmek için ne kadar şeyi riske atarsınız?

Bu soruya vereceğim yanıttı her şeyi belirleyecek olan.

“Hayallerimi yaşamadan cennete bile gitsem ağlarım!” dediğim zamanları hatırladım. Belki günah işliyordum bunu düşünerek ama ben buydum. İçimde doğan bu duyguları bastırmam, beynimi smith wesson 357 ile dağıtmaktan farksızdı.

Çok fazla bir seçenek yoktu, hatta yapabileceğim tek bir şey vardı. Derin sulara dalmalı ve benliğimi karanlık sulardan aydınlığa taşımalıydım.

Hayatımdaki yeniden doğuşların ilkini başarmalıydım. Bu ilki yapabileceğimi kendime kanıtlamalı ve sonrasında ihtiyaç duyduğum her anda küllerimden yeniden doğmalıydım.

Mantıklı bir şekilde her şeyi planladım. Öncelikle darbe almadan, her geçen saniye daha fazla derinlere batan kutum için kendimi sağlama almalıydım.

Bir yıl sürdü hazırlanmam, bir çok kişinin depresyon ilaçları ile atlattığı evrelerin tamamını hayallerime bağlı kalarak ve bir gün yeniden kutuma kavuşmayı hayal ederek çok az bir zararla geçirdim.

Ve artık hazırdım.

Kutuma eriştiğimde her şeyin eskisi gibi olacağına o kadar inanmıştım ki.

Hayatım boyunca ciğerlerimi bu kadar hava ile doldurduğumu hatırlamıyorum, hayatımın en uzun, en karanlık, en tehlikeli dalışını yapmak üzereydim. Neyi bekliyordum ki! Bunca zamandır bu an için kendimi hazırlamıştım.

Daldım.

Güneş ışıklarının suyun içinde ne kadar harika göründüğüne tekrar şahit olarak daha derine,
Güneş ışıklarının artık erişemeyeceği kadar derine.

Nefesim azalıyor, ciğerlerim yanıyor, kulaklarım patlamak üzere olduğunu söylüyordu. Kutum olmadan organlarımın bir işe yaramadığına inandığım için son bir çaba ile kutuma doğru uzandım.

Avuçlarımdan akıp gidenleri yakaladığım bir andı.

Hayata sımsıkı sarılın derken bunu kast ediyordu demek ki bilgeler.

Sarıldım sımsıkı, uzun zamandır görmediğim anneme ya da kokusuna hasret kaldığım sevgilime sarılır gibi. Hayır daha fazla sarıldım, o kutu olmadan onları asla hak ettiği gibi sevemeyeceğimi bildiğim için daha sıkı sarıldım.

Bütün yük üstümden kalkmış olmalı ki suyun beni ödüllendirdiğini bu yüzden tekrardan gün ışığına doğru yükselttiğini fark ettim.

Hiçbir şey umrumda değildi kutum dışında.

Zaten başarmışlığım sayesinde doğa beni ödüllendirmiyor muydu?

Güneşin sıcaklığını hissettim suyun içinde, demek ki yaklaşıyordum tekrardan doğmaya, huzurlu bir nefes almaya.

Artık suyun üstündeydim. Benliğim ile aramda sadece bir kutu vardı. Yapmam gereken tek şey kutuyu açmak ve benliğime sımsıkı sarılmaktı.

Hiç beklemediğim bir şey oldu, benliğimi alıp giden hayat onu kutuya kilitlemişti ve anahtarın nerede olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu.

Tebessüm ettim.

Bu bir sınavdı ve her şeyin bir zamanı vardı.

Avuçlarımdan akıp giden benliğimi bir daha asla bulamayacağımı düşünürken bu kadar yaklaşmak bile yeniden doğmamı sağlamıştı.

Tebessüm içerisinde dilimden dökülen bu kelimeler her şeyi çok açık bir şekilde anlatıyordu.

“Hayallerimi yaşamadan cennete bile gitsem ağlarım.”

5 Responses to “YENİDEN DOĞMAK

  • Ercan sert
    2 sene ago

    Peki ya kutuya kavuştuktan sonra yine aynı şeyler olursa, yine yine yine yine yine yine hep aynı şeyler olursa birgün pes eder misin ? Ondan sonra hayallerini yaşamadan cennete gitmek ister misin ?

  • Bütün hayallerinizi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğuyla cennette anahtara kavuşmak dileğiyle

  • Bu blog yazısının şuan farkettiğim muazzam betimlemesi. Anladığım betimlemeyi, sadece şu cümle ile yazarak aktarabilirim; milyonlarca sperm arasından nasıl birinci geldiğin belli. Sahi! İnsanlar nasıl birinci geldi? Kimilerinin en büyük yarışı ve tek büyük başarısı olabilir. Bana göre ölü sperm kavramı bir kez daha sorgulanmalı. Yaşayan milyonlarca ölü sperm örnekleri mevcut. O zaman da şunu söyleyebiliyorum ki; malesef tek büyük başarınız konusunda tespit kasmış olabilirsiniz. Şunu da çok rahat söyleyebilirim ki; en büyük yarış diye betimlediğimiz yada tek büyük başarı diye betimlediğimiz okyanusları, herkes kolay kolay ikinci kez aşamaz, helede yorgunken.

  • Aslında kaybetmiyoruz, kayboluyoruz… Saklambaç oynarken gardolabıın içinde uyuyakalmış bir çocuk gibi. Çocuk oyun kaybettiğini sanır, oyuncular çocuğun kaybolduğunu…
    Bakmasını bilmiyorsanız gördüğünüz her şey bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Bazen adınız karakterinizden önce geliyor. Bazen eviniz, arabanız… Bazen okuduğunuz dinleğiniz… Bazen giyiminiz kuşamınız… Bir şeylere ayak uyduruyoruz sürekli ve alışıyoruz, olmadığımız biri gibi davranıyoruz. Alışırken sorgulamıyoruz ne kadar “ben” var içinde diye… Herkes neye alışmışsa ona alışmaya devam ediyoruz….
    Ve bir gün kendimizi aramaya koyuluyoruz. Yalnız kaldığını hissettiğin anda başlıyorsun kendini aramaya.işte o an “kaybettiğini” sandığın an. Mahmur gözlerle gardolabın içinde ki uyanışın…

    Kaybetsende, kaybolsanda;
    Aradığın, çabaladığın, vaz geçmediğim sürece anahtarı sende olmasa bile uğraşlarının mğkafatını alırsın…
    En azından aradım,
    En azından denedim,
    En azından vaz geçmedim, dersin.
    En azından yeniden birşeyler başardın…

    Günay olan her şey çok güzel değiş miydi? Belki yadaklığından, belki verdiği o muhteşem hazlardan…
    Adem’de bu yüzden kovulmamış mıydı cennetten? Ve biz onun torunları değil miydik?
    Sonuçta Adem;
    En azından denedi…

    Eğer Adem bu günahı işlemeseydi, ben bunları buraya yazabilir miydim?
    Sen bunları okuyabilir miydin?
    Biz diye bir şey olur muydu???

    Bakmasını bilen gözlere 😉

  • Aslında kaybetmiyoruz, kayboluyoruz… Saklambaç oynarken gardolabıın içinde uyuyakalmış bir çocuk gibi. Çocuk oyun kaybettiğini sanır, oyuncular çocuğun kaybolduğunu…
    Bakmasını bilmiyorsanız gördüğünüz her şey bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Bazen adınız karakterinizden önce geliyor. Bazen eviniz, arabanız… Bazen okuduğunuz dinleğiniz… Bazen giyiminiz kuşamınız… Bir şeylere ayak uyduruyoruz sürekli ve alışıyoruz, olmadığımız biri gibi davranıyoruz. Alışırken sorgulamıyoruz ne kadar “ben” var içinde diye… Herkes neye alışmışsa ona alışmaya devam ediyoruz….
    Ve bir gün kendimizi aramaya koyuluyoruz. Yalnız kaldığını hissettiğin anda başlıyorsun kendini aramaya.işte o an “kaybettiğini” sandığın an. Mahmur gözlerle gardolabın içinde ki uyanışın…

    Kaybetsende, kaybolsanda;
    Aradığın, çabaladığın, vaz geçmediğim sürece anahtarı sende olmasa bile uğraşlarının mğkafatını alırsın…
    En azından aradım,
    En azından denedim,
    En azından vaz geçmedim, dersin.
    En azından yeniden birşeyler başardın…

    Günay olan her şey çok güzel değiş miydi? Belki yadaklığından, belki verdiği o muhteşem hazlardan…
    Adem’de bu yüzden kovulmamış mıydı cennetten? Ve biz onun torunları değil miydik?
    Sonuçta Adem;
    En azından denedi…

    Eğer Adem bu günahı işlemeseydi, ben bunları buraya yazabilir miydim?
    Sen bunları okuyabilir miydin?
    Biz diye bir şey olur muydu???

    Bakmasını bilen gözlere 😉
    ….

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir